Zeybekçi’nin Anayasa İhlalleri

yorumsuz
2.050
Zeybekçi’nin Anayasa İhlalleri

Dün, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin yaptığı konuşmadan bahsetmiştim. Hakaret, halkı kin ve düşmanlığa sevk etme gibi nedenlerle ceza alması gerekiyordu ama almadı…İşte o konuşma:

  • Bu toprakların evladı olmayı hak etmeyen o hainler, aklını ve ruhunu bir yerlere satmış. Bazıları diyor ki “falancanın FETÖ’nün köpekleri”, sakın ola ki, köpeklere hakaret etmeyin, köpeklere ayıp olur, yazık olur. Onlar köpek olmak şerefine bile layık değil çünkü, onlar köpek bile olamazlar.
  • Bazen böyle öyle hale gelirler ki “gebersek de kurtulsak” derler ya bazıları, bunları öyle bir cezalandıracağız ki, bırak idamı, “gebersek de kurtulsak” diye yalvaracak bunlar, bunları yalvarttıracağız böyle. Bunları öyle deliklere tıkayacağız ki, öyle deliklerde cezasını çekecek ki, bir daha o Allah’ın güneşini,  bir daha nefes aldıkça göremeyecekler, bunlar güneş yüzü göremeyecekler, bir daha insan sesini duymayacaklar. Onun için diyecekler ki, “gebertin bizi” diye yalvaracaklar “gebertin bizi” diye, biraz önce dediğim gibi, o deliklerde “geberelim de kurtulalım” diye yalvartacağız, bundan emin olun. Lağım faresini de tutup getirip bu milletin önünde, bu millete hesap verdireceğiz. Allah’ın izniyle bundan kuşkunuz olmasın.

Zeybekçi’nin, konuşmasında Anayasanın hangi maddelerini ihlal ettiğine ve milletvekili olmasaydı hangi cezaları alacağına dair hukuki değerlendirme şöyle:

Bahse konu videonun ilk kısmında belirli bir din hareketine mensup olan kişi veya kişilere karşı ilgili tarafından Türk ve Müslüman örf adet ve geleneklerine göre hakaret olarak değerlendirilen ‘köpek’ lafzı kullanılmaktadır. Bu durum hukuki açıdan da Türk Ceza Kanununun 125 inci maddesi kapsamında değerlendirilirse;
1-      “Hakaret”
Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” Bu ilgili kanun hükmünün birinci fıkrasıdır. Burada anlatılan tarif gayet açık olmakla birlikte aynı hükmün ikinci fıkrası ise;

“Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” Yani bu hükme göre ilgili kişinin bu suçu bizzat mağdurlara ve yüz yüze hedef göstererek işlemesi de gerekmez. Yazılı ve görsel basın vasıtasıyla toplumun geneline hitaben hakaret olarak nitelendirilen sözün söylenmiş olması suçun oluşması bakımından maddi unsurların oluşması için yeterli olacaktır.

Aynı maddenin 3 üncü fıkrasının b bendi uyarınca;
“(3) Hakaret suçunun;
a) ……
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c)…………….
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.” Dini inançlarına gerektirdiği veya felsefi de olsa somut değerlere karşı işlenmesinde verilecek cezanın alt sınırının 1 yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

2-      Yine aynı video ile ilgili olmasa da toplumun genelinde belirtilen ve yansımaları görülen başka bir konu mağdurların iş bulamaması ve maddi ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır. ‘Ağaç kökü yesinler’ konusuna da ışık tutması sebebiyle Türk Ceza Kanununun 122 inci maddesini de burada belirtmekte fayda var:
“Nefret ve ayırımcılık (1)
Madde 122- (Değişik: 2/3/2014-6529/15 md.)
(1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;
a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,
b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,
c) Bir kişinin işe alınmasını,
d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını,
engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Bu hüküm de mağdur olanların haklarını arayabilmeleri için gayet açık uçlu ve kullanılır bir düzenlemedir. Belirtilmesinde fayda var.

3-      “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”
Madde 216- (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Yine burada bahse konu kişilerin işledikleri iddia edilen fiil nedeniyle, ki bu fiil somut anlamda ispat edilip kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tescillenmemiştir, coşkulu bir kalabalık önünde linç kültürüne uygun olarak yuhalatılması ve öfkeli halkın tabir i caizse önüne atılması durumu bulunmaktadır. Şöyle ki; ilgilinin açıklamalarından ziyade menfur darbe girişiminin üzerinden günümüze kadar geçen süre zarfında da bir çok kişi tarafından, buna Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı da dahildir, ‘halkımız bu hainlere (ki burada kastedilen tutuklu ve ihraç olan kimselerdir) cezaevinde olmasalar bile hadlerini bildirecektir.’ gibi söylemlerle mağdurların açık hedef olarak kamuoyuna lanse edildiğini görüyoruz. Bu tip söz ve faaliyetler de Türk Ceza Kanunu madde 216 kapsamında düzenlenen Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama suçunun kapsamına girmektedir. Yine Türk Ceza Kanunundaki içtima hükümleri kapsamında bahse konu suç şikayetçi olan her bir kimse için ayrıca işlenmiş sayılacak ve mağdur sayısı ile öngörülen cezai müeyyide süresi çarpılarak toplam hüküm elde edilecektir.

     Tüm bu hususlar kapsamında yapılan bu açıklamalar gerek hukuk bakımından gerekse vicdanını kaybetmemiş her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bakımından ne yazık ki infial niteliğindedir. Böylesi kin, öfke ve fevrilik içerek açıklamaların milletin bütününü temsilen Devleti yönetmek görevini icra edenler tarafından yapılması da ayrıca haksızlıktır.
15 Temmuz 2016’dan bugüne, genellikle somut delil olmaksızın, keyfi kararlarla 60.000 civarı kişi FETÖ kapsamında tutuklandı, bunların neredeyse 18.000’i kadın, 1 yıldır tutuklu olup iddianamesi bile hazırlanmayan çok kişi var, tutukluluk süreleri keyfi olarak uzatılıyor. İhraç olan kişilerin iş bulması, iş yeri ve kurum yöneticilerine sözlü baskılarla engelleniyor. Annesi, babası tutuklu olan çocuklar, sığınacak aile bile bulamıyor kimi zaman. Çoğu kişinin banka hesapları bloke edilmiş durumda, ev, araba vs. satılması engelleniyor. Medyanın, KHK’lar nedeniyle mağdur olanlar hakkında haber yapması, yasaklanmış durumda. Cezaevlerinden işkence haberleri alıyoruz ancak hükümet “bunlar, FETÖ’cülerin yalanı” diyor. Diğer yandan, işkence uyguladığı için cezalandırılan polisler var, işkence yoksa neden cezalandırılıyorlar…Özetle şunu söyleyebiliriz, 15 Temmuz’dan bugüne Türkiye’de yaşananlar, Bakan Zeybekçi’nin hayallerinin gerçekleştiğini gösteriyor…

“Bağımız adalet”li günler…

Zeynep Sırdaş

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 15 Ağustos 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın