Uçurtmaları Maviliklere Sürmek…

Uçurtmaları Maviliklere Sürmek…

Okul hayatımda müdüre hesap sormakla başlamıştı ilk haksızlığa susmayışım…Babam öğretmendi ve yurt dışı görevlendirmesi ile yurt dışında MEB’e bağlı Anadolu Lisesine tayini çıkmıştı…Sınavla alım yaptığı için başarılı bir okuldu aynı zamanda sosyo-ekonomik olarak da yüksek seviyeliydi…Durumu iyi olmayan öğrenci sayısı azdı ve okul yönetimi bunu gözetiyordu…Sayıları az olan bu çocuklara yardım ettiklerini zannediyorlardı, yaptıkları yardımı herkesin gözü önünde yapıp onları inciterek…Orta hazırlık sınıfındaydım, müdüre bir mektup yazarak bunun ne kadar yanlış olduğunu kendimce anlatmış, “neden?” demiştim…Müdürümüzü hâlâ hayırla yad ederim, durumu olumlu karşılamış ve  bu uyarımı dikkate alacağını söylemişti…Sanırım dikkate almıştı ki sonraki seneler açıktan yapılan bir yardım görmedim…

Daha sonra lise yıllarımda bir dönem yatılı kalmıştım…Yurt hayatı oldukça çetrefilli ve insanlarla yaşam oldukça zordu…Ve tabii yönetimin muameleleri de…Önce müdüriyetle konuşmayı denemiştim, sonra bed sesimle sabahın nurunda anons odasından tüm yurda şarkı söylemeye kalkmış en sonunda ise yurdun bağlı bulunduğu vakıf yöneticilerine durumu iletmiştim…Vakıf yöneticileri yurda gelip ziyaret etmiş ve konuşmuşlardı, yönetimin vizyon-misyon anlayışı ve uygulamadaki çelişkilerini yine “neden” diyerek sormuştum…Daha sonraları ise beni dinlemeye gelişlerinin sebebi olarak önce “babasının kredisini kullanıyor” olarak değerlendirdiklerini daha sonra da yönetimde değişikliğe giderek çok da haksız olmadığımı öğrenecektim…

Üniversite yıllarıma hiç girmiyorum…Okulöncesi öğretmeni olarak atandığım İstanbul’daki doğu hizmeti görevimde ise tutanaklar klasörleri doldurmuş, soruşturma geçirmekle tehdit edilmiş, ama günün sonunda öğrenci adına genelde kazanan olmuş, bol “Allah razı olsun”lu, tüm müdürlerim tarafından “bizi çok uğraştırıyorsun ama iyi öğretmensin birşey diyemiyoruz”la yılları bitirip 672 sayılı KHK ile vatan haini ilan edilmiştim, bakalım özür ne zaman gelecek, beklemedeyiz…

Öğretmenlik hayatım boyunca eğitimin “okul binası”na hapsedilmemesini savunmuş, eğitimin “çocuğa  yaşam deneyimi kazandırmak” amacı gereği okul dışı etkinliklere bol yer vermeye çalışmış genellikle bürokratik engellerle karşılaşmıştım…Bunlardan bir tanesi de bir türlü yerine getiremediğim “uçurtma müzesi” gezisi etkinliğiydi…

Bugün (21.04.2018) ise İstanbul’da, Uluslararası Uçurtma Festivali’nin altıncısı gerçekleştirildi…Haftalar öncesinden festival için heyecanlanırken OHAL ve KHK’larla ilgili sitayişlerimi gökyüzünde uçuracağımı hayal ediyordum…Önce, Alparslan Kuytul’un yetmiş gündür tutuklu yargılanması sebebiyle sevenleri tarafından destek amaçlı üzerinde “Alparslan Kuytul’a Özgürlük” yazan balonların uçurulmak istenmesi sonucu üç kişi göz altına alındı, ardından ise “Çocuklar Ölmesin” diyen Ayşe öğretmen altı aylık Deran bebek ile cezaevine girdi…Bu durum sitayişleri gökyüzüne uçurmak fikrinin olumsuz sonuçlar doğurabileceğinin habercisiydi…Peki ya uçurtmalar…Onlarla da özgürlük isteyecektim…Motorumuz yoktu ama, uçurtmalarımızı maviliklere sürecektik…Güzel günlere olan inancımızdan, güneşli günler sevdasına uçurtmalarımızı gökyüzü ile buluşturacaktık…En azından umutlarımız özgürce uçabilsin diye…OHAL adaletsizlikleri başını almış göklere çıkarken yine de uçurtmamızı uçurduk, umutlarımızı yazdık uçurtma kuyruklarına .. Yanımızdan geçen sivil polislere aldırmadan…

Önce “OHAL’e Hayır” uçurtması bir ağaca çakıldı, sanki OHAL’in yedinci kez uzatılması ile en temel insan haklarımızın, masumiyet karinesinin ayaklar altına çakılması gibi…Ardından “Zalımsın KHK” uçurtmasına afilli bir uçurtma dolanarak onu aşağılara çekti, tıpkı ihraç KHK’ları gibi yüzbinlerce insanın aniden, sorgusuz, soruşturmasız görevden el çektirilmesi gibi…Son olarak “Bebeklere Özgürlük” uçurtması ise özgürce uçabildi gökyüzünde…Deran bebeğin de cezaevine girmesiyle sayıları yedi yüzü aşan bebek, tüm kötü fiziksel ve psikolojik şartlara rağmen belki de çocuk olmanın özgürlüğünü her yerde korudukları için özgürce uçabildi…Tabii rüzgarın el verdiği kadar, cezaevindeki bebeklerin özgürlüğü de OHAL’inki kadar…

Son duyduğum anons yedi bin beşyüz uçurtmanın dağıtılmak suretiyle uçtuğundan bahsediyordu, etrafta bir bayram ve şenlik havası vardı..Yıllardır söylediğimiz “23 Nisan” şarkısı bu kez başka bir anlama kapı açmıştı…“Sanki her tarafta var bir düğün…” her tarafta bir düğün var sanki, OHAL’i ve KHK’yı iliklerine kadar hissetmeyenlerde…

Oysa 23 Nisanda, dünyada ilk kutlanan çocuk bayramında, dünyanın bir çok ülkesinden gelen çocuğa ev sahipliği yaparken, kendi evinden ayırdığımız bu çocuklarla da dünyadaki ilk sırayı kimselere vermiyoruz…

Biz uçurtmalarımızı:

OHAL ve KHK işkencesinin bitmesi için,

Haksız tutuklamaların sona ermesi için,

Bebeklerin özgür olması için,

Adil yargılanma için,

Masumiyet karinesi için,

Lekelenmeme hakkı için,

İntiharların sona ermesi için,

Velhasıl Özgürlük için uçurduk .. 

Festival yarın da devam ediyor, gökyüzü sizi bekliyor…

Siz de yazın, uçurtmanızla birlikte umutlarınız, istekleriniz, “neden?”leriniz, isyanlarınız gökyüzünde arz-ı endam eylesin…

Güneşli günler için, “günaydın umut…”

Nesibe Nur

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 22 Nisan 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın