Pasaport Kanunu’nun OHAL’deki Keyfiliği

yorumsuz
1.506
Pasaport Kanunu’nun OHAL’deki Keyfiliği

Yurt dışına çıkış yasağının, ilgili KHK metinlerinde açıkça öngörülmemesine rağmen kamu çalışanlarının eş ve çocuklarını da kapsayacak şekilde uygulanması, kendini Anayasa Mahkemesi ve uluslararası denetim mekanizmalarından ari gören bir anlayışın aynı zamanda meşruiyeti kendinden menkul OHAL hukukunu bile tanımadığını göstermektedir.

Olağanüstü Hal ilanıyla birlikte 20 Temmuz 2016 tarihinden itibaren hayatımıza giren OHAL KHK’larıyla on binlerce kamu çalışanı meslekten ihraç edilirken, haklarında öngörülen tedbirlerden biri de yurt dışına çıkış yasağı idi. Yasağın uygulama şekline geçmeden önce, iç hukuktaki dayanaklarına göz atmakta yarar var. Bu konuda karşımıza ilk çıkan düzenleme anayasanın 23’üncü maddesi 4’üncü fıkrası ile Pasaport Kanunu’nun 23’üncü maddesi hükmü.

Anayasanın 23’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasında her ne kadar, “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilir.” hükmüne yer verilmişse de, ilke olarak anayasaya aykırı olmaması gereken Pasaport Kanunu‘nun 23’üncü maddesi, “Bakanlar Kurulu, harp tehlikesi veya memleket güvenliğine veya sağlık durumuna dokunan diğer olağanüstü haller dolayısıyla Türk vatandaşlarının yabancı memleketlere gitmelerini kısmen veya tamamen men edebileceği gibi, siyasî ve ekonomik mülâhazalarla sadece belli ülkeler için geçerli pasaport düzenlenmesine de karar verebilir” hükmüyle birlikte yürütme organına seyahat özgürlüğüne müdahale imkanı vermektedir.

15 Temmuz sonrası yaşanan süreçte seyahat özgürlüğünü sınırlayan ve durduran hükümler içeren KHK’ların, yukarıda belirtilen anayasal ilkeleri ihlal edip etmediğini denetleyecek en yüksek merci olan Anayasa Mahkemesi’ni de özel bir hükümle devre dışı bıraktığını biliyoruz. Aynı şekilde bütün KHK’lar bakımından anayasal bir zorunluluk olan meclis denetiminden geçme koşulunun da, mecliste grubu bulunan bir siyasi partinin temsil imkanının önemli ölçüde elinden alınmış olması, diğer parti gruplarınınsa böyle bir zorunluluktan haberdar değilmiş davranması sebebiyle ne derece sağlandığı tartışmaya açıktır.

Yine Anayasal bir zorunluluk olan “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerin ihlal edilmemesi” koşulu üzerinden meselenin uluslararası hukuk boyutuna bakacak olursak, seyahat özgürlüğünü durduran KHK’lar, tıpkı iç hukukta Anayasa Mahkemesi’ni devre dışı bıraktıkları gibi, daha ilk günden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) askıya alındığını ilan etmişlerdi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi her ne kadar taraf devletlere böyle bir imkan sunsa da, sözleşmenin 15’inci maddesi bunu bir bildirim şartına bağlıyor ve ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu şartı da yerine getirmiyor. İşin garibi, meselenin detaylarına indikçe çok daha vahim bir tabloyla karşılaşıyoruz: Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin seyahat özgürlüğünü de düzenleyen ek 4 no’lu protokolünü imzalamış, onaylamış ve fakat AİHS’in öngördüğü denetim mekanizmasını çalıştırmak için gerekli olan onay belgelerini depo etmemiş.

Bütün bu açıklamalardan sonra, KHK’larla öngörülen seyahat yasağının nasıl uygulandığına bakacak olursak, muhreç kamu çalışanları haklarında uygulanan yasağı bildiklerinden ve bu nedenle uluslararası bir seyahat planlamadıklarından genel olarak bir sorunla karşılaşmamaktalar. Ne var ki, eş ve çocukları, haklarında açılmış bir soruşturma ya da bir dava bulunmadığı inancıyla olağan yurt dışı programlarına devam etmek istediklerinde, pasaportları üzerine tahdit konulduğunu, eş ya da anne babaları hakkında alınan yurt dışı yasağı kararının kendilerini kapsayacak şekilde uygulandığını görmekteler. Önceden planlanmış bir seyahat için yola çıkanlar havaalanlarından çevrilmekte ya da uçaktan indirilmekteler.

Oysa yurt dışına çıkış yasağının, ilgili KHK metinlerinde açıkça öngörülmemesine rağmen kamu çalışanlarının eş ve çocuklarını da kapsayacak şekilde uygulanması, kendini Anayasa Mahkemesi ve uluslararası denetim mekanizmalarından ari gören bir anlayışın aynı zamanda meşruiyeti kendinden menkul OHAL hukukunu bile tanımadığını göstermektedir.

Haberin Tamamını Okuyun

 

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 22 Ekim 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın