Ölüme İtilmeyi Meşrulaştırma Politikası

yorumsuz
1.499
Ölüme İtilmeyi Meşrulaştırma Politikası

DHA’dan Aziz Güvener’in haberine göre Adapazarı’nda, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında açığa alınan polis memuru İbrahim Eski evinde kendini iple asarak intihar etti.

OHAL süreci boyunca işlerinden ihraç edilen ve adli operasyonlarla hemen herkesin etiketlenerek tecrit edilerek zor koşullar altında yaşam mücadelesi içinde olduğu düşünülen binlerce kişinin, aileleriyle birlikte en az iki milyon insanın olduğu tahmin ediliyor. Sivil ölüme itilen bu insanlardan daha evvel kimi kaynaklara göre 30’u kimine göre 50’yi aşan sayıda intihar vakası yaşandığı kayıtlara geçti. Polis memuru İbrahim Eski de bunlardan biri.

Sakarya Emniyet Müdürlüğü’nde görevliyken darbe girişimi sonrası başlatılan idari soruşturmalar kapsamında açığa alınan polis memuru İbrahim Eski’den haber alamayan yakınları evine gitti. Camili Mahallesi’nde bulunan evine giden yakınları, İbrahim Eski’nin ipe asılı cesediyle karşılaştı. 2 çocuk babası olduğu belirtilen eski polisin cenazesi savcının olay yerinde yaptığı inceleme ardından otopsi için Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

Daha önce Isparta’da intihar eden Sevgi hemşire vakasında olduğu gibi, sosyal çevreden tecrit edilmenin, “terörist” etiketi ile yaşamaya çalışmanın ve ekonomik zorluklarla birden başbaşa kalıp, uzun süre buna mahkum olmanın kişileri depresyona ittiği ve yaşamlarını sonlandırmaya yöneldikleri görülmektedir. Kişisel hikayelerdeki farklılıklar olabilse de OHAL ve KHK mağdurlarının karşı karşıya kaldığı tablo aynıdır ve bunun çok acı sonuçları olan toplusal sonuçları devam etmektedir.

OHAL süreci boyunca yaşanan kayıp, intihar, hastaların, annelerin bebekleriyle tutuklu tutulması, adaletin her yerde keyfiyete göre işlemesine dair hala devlet yetkililerinden müsbet adımlar görememekteyiz. Tam tersi her şeyin yolunda olduğunu telkin etmeye çalışan bir inkar politikası sürmektedir. 50 defa “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” ya da “Lekelenmeme hakkını gözetiyoruz” demenin bu olaylar sürerken hiçbir kıymeti yoktur. Dolayısıyla makamlar ve koltuklar işlevini yitirmiş, her gün kötüye kullanılmaktadır.

Devlet makamlarının işlevini yitirdiği ve halka zulüm olarak döndüğü dönemlerde halkın baskı ve zorbalık karşısında ayakta kalması dayanışma ve yardımlaşma ile mümkündür. Bu durum, fikirlerin, ideolojilerin, köken ve aidiyetlerin ötesinde ve üzerindedir. Yaşanılan olaylar bir hayatta kalma meselesine dönüştü ise, burada yapılanlar “insanlık” namına yapılmalıdır.

Bu itibarla, tüm yurttaşlarımıza çağrımız odur ki, devlet bir kesime dönük ayrımcılığını zorbalığını devam ettiriyorsa, kime yapıldığına bakmadan orada olup yardımlaşma dayanışma içinde olalım. Bu yurttaşlığın ve insaniyetin bir gereği olduğu kadar, memleketimizdeki demokrasi ve adaletin korunabilmesi için de gereklidir. Artık yarın başka başka kesimlerin eski defterleri açarak “Bize zulm edilirken siz yoktunuz.” cümlesini kullanmalarına ve toplumsal birliğimizin giderek daha da kötüleşmesine izin vermeyelim.

Unutmayınız ki Türkiye Cumhuriyetini bir araya getiren hayatta kalma ve özgürlük arayışıdır. Devletin asli fonksiyonları bozulmuş ve vatandaşını ölüme sürükler hale gelmişse, bu halk hayatta kalmak için bir araya gelebilmeli, tüm gücünü buna seferber edebilmelidir. Yoksa milli birliğin ve yurttaşlığın anlamı kalmayacaktır.

K.Fikret

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 27 Eylül 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın