Oltadaki Küçük Balık

yorumsuz
2.537
Oltadaki Küçük Balık

Oturmakta olduğum apartmana yaklaştım, hava çoktan karardı, sadece sokak lambalarının ışığı aydınlatıyor çevreyi. Yorgunum, daha çok zihin yorgunluğu bu, aklımda binbir düşünce var ve her biri “önce beni düşün” der gibi…Az ileride yürüyen çocuk, beton zemine düşüyor, 5 yaşlarında, hafifçe doğrulup ellerine göz gezdiriyor, ciddi bir yaralanma, sıyrık vs. yok (olsa müdahale ederdim). Göz ucuyla hemen önünde yürüyen genç adamla kucağındaki çocuğa bakıyor ama onlar geride kalmasını ve düşerken çıkardığı sesi umursamıyor, O da ayağa kalkıyor. Tam ağlama sesi çıkaracakken (amacı dikkat çekmek, canının yanmadığı belli !) beni görüyor, çenesini yukarı kaldırıyor, yüzü normale dönüyor, hiçbir şey olmamış gibi yürüyor ve adamla çocuğa yetişiyor, uzaklaşıyorlar…

Bir kahkaha kopuyor kalabalıkta, iş yerimdeki kişiler bunlar (yanlış okumadınız, 14 ay iş aradıktan sonra çalışmaya başladım, umarım uzun sürer, KHKlıların çalışması engelleniyor  çünkü...). Büyü, muska, fal, okuyup üflemeler vs. ile insanların nasıl dolandırıldığı konuşuluyor. Ben pek gülmüyorum, son 14 ay, dudaklılarıma gülmeyi unutturmuş, hatta yasaklamış gibi, bazen tebessüm ediyorum zar zor ama tebessümüm kalbime inemiyor, öyle yüzeysel…Neyse, dolandırılmalara hem şaşırırım, hem üzülürüm. Eğitimli veya zengin kişilerin de fal gibi sebeplerle dolandırıldığını duyuyoruz, bu konu sadece “cahil insan işi” deyip geçtikleri türden değil kanımca. Bir de, hasta veya hasta yakınlarının çaresizlikten dolandırıcıların eline düşüşü var, onları pek kınayamıyorum. Tıp yeterli olmadığında, sevdikleri giderek ölüme yaklaştığında her yolu denemeye çalışıyorlar…Şimdi de dolandırıcılıkların eskisi kadar olmadığı konuşuluyor. Yanımda oturan kadın,  kulağıma doğru eğiliyor, “FETÖcüler toplandı, ondandır…” diye fısıldıyor, ardından yüzünü kalabalığa çeviriyor, yüzünde sinsice bir gülüş var. Benim, soruşturma bile geçirmeden açığa alındığımı, yargılanmadan ihraç edilmiş bir KHKlı olduğumu, hayatımın vatana ihanet damgasıyla alt üst olduğunu bilmiyor. Canım sıkılıyor düşüncelerimi söyleyemeyişime, cevap verecek takatimin olmayışına, bu gözü körlüğe, “düşünme”nin unutulmasına…

Düşen çocuk, aklıma yeni düşüncelerin akın etmesine sebep oluyor. Gündüzki sinsice gülüş…Magazinden siyasete, basından partilere, hukukçulardan STK’lara, Türkiye geliyor gözümün önüne. Canı gerçekten yanmayıp da canı yanmış gibi davrananları, “ilgi görme fırsatı” kollayanları, suçüstü yakalanınca değişenleri, hep kendine yontanları, hayatı, dünya hayatından ibaret sananları, KHKlıların 15 aydır yaşadığı kıyımı, kıyıma göz yumanları, kıyıma sevinenleri düşünüyorum. 15 Temmuz’un faturası, geliriyle giderini denkleştirmeye çalışan, ay sonunu zor getiren, kamuda çalışmanın ağırlığıyla hareket eden, kanun dışına çıkmayı bırakın, yürüyüş, protesto nedir bilmeyen, kurallara uymak ve emirleri yerine getirmek üzere eğitim almış, devletin avcunun içindekilere, tabiri caizse oltadaki küçük balıklara kesildi. Ne Türkiye, ne dünya, “onları sudan çıkarmayın” demedi, diyemedi. Oysa 15 ay içinde, oltaya gelen balinaların nasıl kurtulduğunu görecektik.

Kaldığım dairenin kapısındayım, içeri giriyorum, elektrik kesik, sabah da su kesikti….”Bu nasıl memleket…” diyerek hayıflanıyorum. KHK’nın beni ayırdığı memlekette de kesintiler olurdu ama kurumlar kesinti olacağını önceden duyururdu. O memleket, doğup büyüdüğüm memleket değildi ama çok severdim, belki de, bizi KHK ayırdığı için bu kadar çok yanıyor canım…Gece bitti, dalamıyorum. KHK’dan sonraki 476. güne de “bağımsız adalet” i bekleyerek başlıyorum.

Zeynep Sırdaş

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 12 Kasım 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın