OHAL’i Toplumumuza Anlatmamız Lazım

yorumsuz
1.656
OHAL’i Toplumumuza Anlatmamız Lazım

Yeni Asya ve Demokrat Eğitimciler Derneği tarafından düzenlenen ‘OHAL Uygulamaları ve İnsan Hakları Paneli’ 3 Aralık Pazar günü Yeni Asya Vakfı seminer salonunda yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Programda OHAL ortamında yaşanan mağduriyetler dile getirilirken vahim hadiseler karşısında toplumun tepkisinin yetersiz kaldığını ve yaşananların geniş kitlelere duyurulmasının önemli olduğu belirtildi. Panelin gündeminin çarpıcı bölümlerini sizlerle paylaşıyoruz.

Gazetemiz Genel Yayın Müdürü Kâzım Güleçyüz, KHK ile ihraç edilen akademisyenlerden Prof. Dr. Cihangir İslam, Avukat Kadir Akbaş ve Hak ve Adalet Platformu yöneticilerinden Nurten Ertuğrul’un konuşmacı olarak katıldığı panelde OHAL ortamında yaşanan hak ihlâlleri konuşulurken, ortaya çıkan vahim tablo bir kez daha gündeme getirildi.

Haksızlıkları Seslendirmeye Çalışıyoruz
Program Demokrat Eğitim Derneği Genel Başkanı Naci Tepir’in konuşmasıyla başladı. Naci Tepir şöyle konuştu:

Demokrat Eğitimciler Derneği olarak tertiplediğimiz faaliyetlerle önemli konulardan olan bu zulümleri, haksızlıkları, insan haklarının ayaklar altına alınmasını seslendirmeye çalışıyoruz. İnsanlık tarihine baktığımızda eski çağdan beri hep bir ezen grup olmuştur. Menfaate dayalı bu grup, her çağda çeşitli şekilde ortaya çıkmıştır. Gele gele son çağda giderek daha korkunç bir hal almıştır. Eskiden düşmanlık belliydi, cephesi de belliydi. Şimdi düşman o kadar sinsileşmiş ki, nereden geleceği ne zaman geleceği belli değil. Bütün bunların neticesi olarak hak, hukuk, insan hakları ayaklar altına alınıyor. Böyle programlarla haksızlıkları duyurmaya çalışıyoruz.

15 Temmuz Şehitlerinin Acısını Yüreğimizde Taşıyoruz
Panelistlerden Genel Yayın Müdürümüz Kâzım Güleçyüz, OHAL uygulamalarının boyutlarını, 280 gündür bir OHAL mağduru olarak cezaevinde bulunan arkadaşımız Nur Ener Kılınç’ın yaşadığı mağduriyeti anlatarak konuşmasına başladı ve bir an önce Nur’un ve diğer tüm masum, mazlum, mağdurların özgürlüklerine, haklarına kavuşmalarını diledi. Güleçyüz şöyle devam etti:

15 Temmuz kalkışmasının arka planı hala aydınlanmış değil. Bununla ilgili cevap alınması gereken çok soru var. Ve Cihangir Bey’in çok enteresan bir ifadesi var 15 Temmuz ile ilgili olarak: Bir halkın 15 Temmuz’u var, bir de Sarayın 15 Temmuz’u var. Halk orada o gece darbeye karşı, kalkışmaya karşı sokaklara çıktı. Ve 249 şehit verdik; askerlerimiz, polislerimiz, sivil insanlarımız. Hepsinin acısını yüreğimizde taşıyoruz. Allah hepsine rahmet eylesin. Onlar bizim şehitlerimizdir.

Hukuk Ayaklar Altında
“Daha sonraki süreçte 20 Temmuz var. 20 Temmuz’da olağanüstü hal ilan edildi. Ve OHAL ilânıyla birlikte darbeyle, terör örgütüyle mücadele gerekçesiyle başlatılan operasyonlarda çok tasfiyeler oldu, ihraçlar oldu. Ve hiçbir gerekçe gösterilmeden, neyle suçlandıklarını dahi bilmeden, savunmaları da alınmadan ve bütün hakları ellerinden alınarak, maaş, emeklilik, sağlık hakları vesaire bunların tümü pasaport.. Adeta sivil ölüme mahkûm edildiler. Bunun yanında bir de gözaltı, tutuklamalar var. On binlerce insan tutuklu. Ve bunların büyük bir ekseriyeti darbeyle de, terörle de hiçbir ilgisi olmayan insanlar. Kendi halinde olan insanlar. Hamiyet duygusuyla, samimane manevi hizmetlere, yardım faaliyetlerine katkıda bulunmaktan başka bir suçu olmayan insanlar. Ve hukuk ayaklar altında.

Yayınlarımız Bunun İçin Var
“Burada bir iki örnek vereceğim; ikiz bebeklerini cezaevinde düşürmek zorunda bırakılan bir 28 yaşında anne, 7 buçuk yıl hapse mahkum edilmiş. Kapatılan bir gazetede muhabirlik yapmaktan başka suçu olmayan bir genç kızımız 7 buçuk yıl hapse mahkum edildi. 85 yaşında Topal Hafız adında bir zat var, hayatını hizmetlere adamış, aylardır içerde tutulduğu yetmiyormuş gibi 11 gün hücre hapsine mahkûm edildi . Buna benzer bildiğimiz, bilmediğimiz daha nice şeyler yaşanıyor, Mersin’deydik kitap fuarı vesilesiyle. Özellikle Tarsus cezaevi için öyle şeyler anlattılar ki burada söyleyemiyorum. Dehşet verici. Allah bu zulümlerden bizi bir an evvel kurtarsın. Ve bunun için bize düşen vazifeler, sorumluluklar var. Buradaki duyarlılığımızı topluma yansıtmamız lâzım. Üç Dal Papatya bunun için çıktı, gazetemizin yayınları bunun için yapılıyor, toplantıları bunun için düzenliyoruz. Çünkü iktidar medyasının takipçileri bunlardan haberdar değil. O zaman onları haberdar etmek, toplumda bir farkındalık oluşturmak için bu çalışmalarımızı daha da arttırmamız lazım; ta ki bu zulümler bitinceye kadar.”

Şefkat Kahramanı Hanımlar Zulümlere Karşı Seslerini Yükseltmeli
Güleçyüz, Nurten Ertuğrul’un konuşmasından sonra sözlerine şöyle devam etti:

Üstadın hanımlar için kullandığı bir ifade var; Şefkat Kahramanları, şefkat ve kahramanlık hanımlarda tecelli ediyor. Ve gerçekten hanımların bu noktadaki hassasiyetinin, duyarlılığının daha yüksek bir sesle ortaya konulmasına da çok şiddetli ihtiyaç var. Bir başka çelişkiyi de burada ifade etmem gerekiyor. İktidar partisinin biliyorsunuz başörtülü bakanları var, milletvekilleri var, teşkilat mensupları var falan. Bu 17 bin hanıma ve çocuklara yapılan zulme karşı inanılmaz bir duyarsızlık içerisindeler. Bunu gazetede yazdım, burada da ifade etmek istiyorum. Bu bir utançtır. Ve şefkat kahramanlığı vasfına da asla yakışmayan bir duyarsızlıktır.

17 Bin Kadın Tutuklu
Hak ve Adalet Platformu üyesi Nurten Ertuğrul da OHAL ve İnsan Hakları Panelinde konuşma yaptı:

Yeni Asya her zaman olduğu gibi OHAL’e karşı çıkıyor. Yerine getirilmesi gereken birşeyi yerine getiriyor. 17 bin kadın, 668 bebek, 2 bin çocuk içerde. OHAL sürecinde inanılmaz hikayeler dinliyoruz. 27 Aralık’ta bir toplantımız var, bunları orada konuşacağız, sizleri de oraya davet ediyorum. Görmedik, duymadık, bilmiyoruz dememeliyiz. Olayların başımıza gelmesine gerek yok hak ve hukuk demek için.

Daha Geniş Kitlelerin Bunları Duyması Lâzım
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Mustafa Sungur Ağabeyin oğlu Muhammed Nur Sungur da panelimize katıldı.

Babası Mustafa Sungur Ağabeyin vefatının 5. yılı vesilesiyle düzenlenen mevlid programından sonra panelimize katılan Sungur, “Bu toplantı ve paneli duyduğum zaman buraya gelme kararı verdim. Bugün merhum babamın mevlidi vardı. Öğle namazından sonra bitti ve buraya yetişmek için yola çıktık. Yeni Asya, Allah razı olsun kendi zor imkânlarına rağmen bu hizmetleri yapıyor. Daha geniş kitlelerin bunları duyması lazım. Sosyal medyayı takip etmeyen kesim bunlardan habersiz. Mevcut kanallar bu tip programlardan bahsetmiyor. Zor şartlar altındayız” diye konuştu.

Hiçbir Dönemde Kadına Kelepçe Vurulmadı
Sungur şöyle devam etti; “Tarihte böyle bir hadise ben okumadım, görmedim. Bizim çocukluğumuzda belki evimiz 10 kere aranmıştır. Evde kâğıt, kitap ne varsa evin içindeki salon kısmında toplayıp götürüyorlardı. Evimizde ne kâğıt, ne kitap kalırdı. Ama bunları polisler babama geri verirdi. Ama bu dönemde kitap, kağıt yasak. Bu zulme, baskıya maruz kalan insanlar bizim insanlarımız. Hiçbir dönemde kadına kelepçe vurulmadı. Darbeyi kim yaptıysa bulun, cezasını verin. Ama alâkası olmayan insanlara dokunmayın. Ama bunlar imtihan ciheti. İnşaallah bunlar biter. Duâmız bu yönde olsun. Yeni Asya’ya bu tür faaliyetlerinden dolayı teşekkür ediyorum.”

15 Temmuz’da Demokrasi İçin Sokağa Çıktım
Olağanüstü hal (OHAL) uygulaması kapsamında çıkarılan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Kafkas Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen Prof. Dr. Cihangir İslam konuşmasına “Hayatım boyunca hiçbir cemaate üye olmadım, ama çocukluğumda Yeni Asya Gazetesi sattım” cümlesiyle başladı. Demokrasinin önemine dikkat çeken İslam, “Benim iradem dışına çıkarsanız bana düşman olursunuz algısı var. Kötüye kötü demekten vazgeçmeyeceğiz. Ben 15 Temmuz gecesi dışarı çıkanlardanım, pişman da değilim. Doğu Perinçek bugün Cumhurbaşkanı olsaydı ve silâhlar ona çekilseydi, biz yine dışarıda olurduk ve bu Doğu Perinçek için değil vatan için olurdu. Ben çıktığıma pişman değilim. Hakka, adalete güvendiğim için sokağa çıktım. Sokağa çıkan insanlar, geçmişte maalesef hakarete uğrayan insanlar o küçücük haklarını korumak için çıktılar. Bunlar hep demokrasi için. Ama yukarıda ne olup bittiğinden kimsenin haberi yok, belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Onlardan da açıklama bekliyoruz” diye konuştu.

İzzetbegoviç Savaşta Bile Sırp Gazetelerine Dokunmamıştı
OHAL’de yaşanan mağduriyetlere de değinen İslam, Bosna Savaşı sırasında Aliya İzzet Begoviç’in hiçbir medya kuruluşuna baskı uygulamadığını, hatta sıcak savaşın ortasında bile Sırp gazetelerinin özgürce yayınlarını yaptıklarını hatırlattı. İktidarın medyaya yönelik baskısını eleştiren İslam, “Begoviç’i şimdi herkes rahmetle yad ederken, bugün iktidarda olanları nasıl yad edeceğiz, hepimiz biliyoruz” dedi.

MİT Raporlarına Kutsiyet Atfediliyor
Bu süreçteki birçok dâvâyı avukat olarak takip eden ve mahkeme süreçlerinde bir çok hadiseye tanık olan Kadir Akbaş ise şöyle konuştu: “İslam’ın kutsi kaynakları olarak bugüne kadar dört şey biliyorduk. Ama bugün dini duyarlılığı olan bazı kesimlerde Millî Güvenlik Kurulu kararları ile MİT Raporları adeta haşa İslam’ın birer kutsî kaynağı gibi telakki edilir hale gelmiş. Cenâb-ı Hakk’ın Peygamberlere atfettiği ismet sıfatı, Bediüzzaman’ın ifadesiyle zerratı günahkarlardan mürekkep bir tüzel kişilik yapı olarak adlandırdığı devlete atfedilmiş. Bu şunu gösteriyor. Tarlamız iyi sürülmüş.

Eski Türkiye’nin Bile Gerisindeyiz
“Yeni Türkiye’den bahsediliyor. Yeni Türkiye bugüne kadar bildiğimiz her şeyi unutmamızı istiyor. 30 yıldır yargı pratiğinin içerisindeyim. Bunun içerisinde 28 Şubat dönemi başta olmak üzere pek çok sıkıntılı dönemler yaşadık. 12 Eylül’de sanık olarak yargılandım. 1.sınıf hukuk öğrencisi iken 17 yaşındayken, askeri yargıyla yüzleştim. Ama Türkiye, bugün gelinen noktada eski Türkiye’nin bile gerisine düşen bir tabloyla bizi karşı karşıya bıraktı. Bugün sıradan insanlara yaşattığı acı tecrübelerin öncesinde geleceğe dönük, ebedi hayatımızı etkileyen bir tablo var.”

Dosyalarda Darbeyle Alakalı Hiçbir Suçlama Yok
Müvekkillerinin hiçbirinin darbe suçlamasıyla yargılanmadığını, dosyalarında terör veya darbe suçuyla ilintili hiçbir iddianın bulunmadığını söyleyen Akbaş, 21, 22 yaşlarındaki genç hanımların cezaevi kapılarında bebekleriyle eşlerini ziyaret ettiğine ya da benzer yaşlardaki kadınların terörle yakından uzaktan alakaları olmadığı halde aylardır tutuklu bulunduklarına şahit olduğunu belirtti. Belli bir partinin militanı olmaktan başka vasfı bulunmayan, tecrübesiz 22, 23 yaşlarındaki insanların ağır ceza mahkemelerine üye yapıldığına dikkat çeken Akbaş, bu mahkemelerin verdikleri kararların sağlıklı olamayacağının da altını çizdi.

‘Sadece Ölmek İstiyorum’
Müvekkili olan 22 yaşında bir genç kızın aylardır tutuklu olduğunu söyleyen Akbaş, dosyasında bulunan iddianın tanık beyanlarına dayalı olduğunu ve öğrenci evinde mutfak giderleri için paraların kendisinde toplanması nedeniyle ‘örgüt yöneticiliği’nden 15 yılla yargılandığını anlattı. Bu genç kızın ‘sadece ölmek istiyorum’ şeklindeki beyanını dinleyicilerle paylaşan Akbaş’ın konuşması salondaki birçok kişiyi gözyaşlarına boğdu. Salondan bu insanlara yapılan bu muameleye tepkiler yükselirken, bu tek cümle olayın vahametini ve gencecik insanların yaşadığı travmayı bir kez daha gözler önüne serdi.

Haberin tamamı için tıklayınız.

Kaynak: Yeni Asya

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 5 Aralık 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın