OHAL’de Babalık

yorumsuz
1.248
OHAL’de Babalık

Baba olmak…Çoğu erkek için hayatın dönüm noktası. Tarifi imkânsız, sonsuz ve karşılıksız bir sevgi, adanmışlık, fedakârlık, mutluluk, sonsuza dek sorumlu olduğu bir çocuğu olacağı duygusu, koruyuculuk, zarar geleceği endişesi, hem liman, hem kanat olmak…Evlenmek, işe girmek gibi olaylar, erkeklerin hayatında büyük değişiklikler oluştursa da asıl köklü değişiklik çocuğunun doğmasıyla yaşanır (çocuk “sahibi olmak” ifadesini sevmiyorum…). Evliyseniz boşanabilirsiniz, işinizi değiştirebilirsiniz vs. ama bir çocuğunuz/çocuklarınız olursa, geriye dönüş yoktur ve bir erkek, baba olacağını öğrendiğinde mutlulukla sarhoş olsa da, doğuma kadar sorumluluk duygusuyla ağırlaşır. Öncelikle çocuğun beslenmesini sağlaması gerekecektir.

Artık işsiz kalmak, varsa gece hayatı, bekârlık tadında gezmeler vb. rafa kalkmak “zorundadır”. Eşinizle, bir kap çorba, bir dilim ekmekle doyup düşük maaşınızla evinizi geçindirmeye çalışabilirsiniz, eşiniz yetişkindir ve imkânsızlıkları anlayacaktır ancak bir bebeğe/çocuğa bunları anlatamazsınız, anlatmayı da kaldıramazsınız, ihtiyaçları değişmez, geciktirilmez…Bezler, mamalar, sütler vs. derken dar gelirliye dağ olur mutluluk getiren bebeğin masrafları. Geliri, eğitim düzeyi, sosyo-kültürel özellikleri, inancı ne olursa olsun, değişmeyen tek gerçek vardır; bir çocuk, babaya mutluluk getirir. Öz baba tacizi, tecavüzü, alkol-madde bağımlılığı nedeniyle şiddet vs. ile çocuğuna hayatı zindan edenleri, “baba” saymıyorum elbette. Size bir babadan bahsedeceğim bu yazımda, bir KHKlı babasından…

Cumhuriyet gazetesinde, Şeyma Paşayiğit’in yazı başlığını okuduğumda “insanlık” adına üzüldüm, bir baba, bu sözleri söyleyecek duruma geldiği için…Başlık; “Nuriye Gülmen’in babası Şaban Gülmen: İnsan, evladını görmek istemez mi?” diyordu. İlk aklımdan geçen; “Bir deri bir kemik kalmış, tek kişilik yoğun bakımda, odanın ortasında tuvalet, vücut bakımı bile yapılmayan, morarıp yuvalarına gömülmüş, (bir zamanlar parlayan) gözleriyle, kızını görmeye dayanamayacağı için” idi, tabi bir de yanında güvenlik görevlileri vardı. Yanılmıştım.

239 gündür açlık grevindeki N. Gülmen’i görmesi için baba Şaban Gülmen’e, haftada bir 5 dk. görme izni veriliyordu ve onlar bu süreyi, savunmasına faydalı olması için avukata kullandırıyorlardı. Bir babaya bu nasıl yapılır? “O baba, bir vatan haini yetiştirdi.” diyenleri duyar gibiyim. İyi bir baba, çocuğunu, kötü bir yaşam sürmesine neden olacak her şeyden korur, tüm gücüyle çocuğunun geleceği için çalışır. Hatırlatmak istiyorum, Gülmen ailesinin ekonomik durumu pek iyi değil ve Nuriye Gülmen, akademisyen olacak kadar iyi eğitim görmüş. Üstelik suç, kesinleşmiş değil. Öcalan, aynı muameleyi görmüş müydü? Yoksa bir “şüpheli”, devletimizin nazarında, on binlerce vatandaşımızı şehit eden, yüz binlercesinin gazilik sebebi olan bir örgütün kurucusundan daha mı tehlikeli görülüyor…

Bir yandan, “tıbbi” gerekçelerle yoğun bakıma alınan ve mahkemesine götürülmeyen, diğer yandan “kaçma ihtimali” olduğu iddia edilen Nuriye Gülmen’in, ailesiyle görüşme süresinin 5 dk ile sınırlı tutulması, görüşmelerinde güçlükler çıkarılması, insanlık ve hukuk ayıbıdır. “Suçlu” yargısına varılmadan, açlık grevi yaptığı için bir insanı savunmadan mahrum etmek, tehlikeli görmek, tecrit etmek; Türk adaletinin çaresiz ve bağımlı olduğunun göstergesidir.

“Bağımsız adalet”li günler.

Zeynep Sırdaş

Cumhuriyet yazısının tümü için TIKLAYINIZ

 

 

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 2 Kasım 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın