Levent Gültekin’in KHK’lılar İçin Söyledikleri

yorumsuz
4.527
Levent Gültekin’in KHK’lılar İçin Söyledikleri

Bildiğiniz üzere KHK’lar ile ilgili sıkıntıları ve mağduriyetleri pek dile getirebilecek gazeteci kalmadı piyasada.

Belki de bir elin 5 parmağını geçmeyecek kadar azalan “gazeteci” kimliğine sahip bu insanlardan Levent Gültekin‘e değinmek istiyorum.
Muhafazakar camiadan gelen Gültekin siyasi iktidarı iliklerine kadar tanıyan sayılı yazarlardan birisidir. Kendi deyimiyle o “mahalleyi” en iyi tanıyan insanlardan birisi.
Uzun yıllar süre gelen İslami camianın mağduriyetlerinin, o dönem kendilerini anlatmak için neler yaptıklarının, adalet arayışlarının en yakın tanığı olan Gültekin 30 yıllık bu mücadele sonrasında kazanılan iktidarın ve gücün hangi boyuta geldiğinin de farkında olan birisi. Bunca senelik mücadele zulüm etmek için miydi? bugünler için miydi? diye cesurca sorabilen birisi.

Bugün toparlayabildiğim kadarıyla Levent Gültekin‘in çeşitli medya organlarında, katıldığı programlarda ve köşe yazılarında biz KHK’lılarla ilgili söylediklerini aktarmaya çalışacağım.

Öncelikle bu dik duruşundan ötürü KHKLI Platformu olarak kendisine teşekkür ediyoruz.

 

Referandum öncesi katıldığı bir söyleşide KHK Mağdurları’na ilişkin söyledikleri:
“180 bin insanı işinden attılar. KHK Mağdurları diye yepyeni bir mağdur oldu.”

 

 

Ruşen Çakır’la MedyaskopTv’de Adalet Yürüyüşü ile ilgili yaptığı söyleşide neden katıldığını, neden orada olduğunu söyleyerek KHK’lar ve yapılan hukuksuzluklardan bahsediyor.

 

Diken.com.tr’de yayınlanan “İçimizdeki Köle Ruhlular ve Bana Müsade” başlıklı yazısında ise şunları yazmıştır;

“KHK ile yüzbinlerce insan açlığa mahkum edildi. Hapse atıldı. Ne seslerini duyan var ne de çektikleri acıları gören.KHK mağdurlarından yaşadıkları mağduriyetlere dikkat çekmek için eylem yapanlar da hapse atılıyor.”

Yine Diken.com.tr’de yayınlanan “Mağdur Edebiyatı Yapmayın Diyen Vicdansızlara” başlıklı köşe yazısıyla adeta bizlerin hislerine tercüman olmuştur.

Cumhuriyet tarihinin en çok mağdur edebiyatı yapan iktidarı kendi yarattığı mağdurların sessiz kalmasını, kaderine razı olmasını istiyor.

15 Temmuz sonrası “Darbecilerle mücadele ediyoruz” diye on binlerce insanı işten attılar. ‘Terörist’ damgası vurdular. Bir gecede hayatlarını zindana çevirdiler.

Ne suçlarını ispat ediyorlar ne de savunma hakkı veriyorlar.

Bunlar yetmezmiş gibi başka yerde iş bulmalarını da engelliyorlar.

“Ben ne yaptım, söyleyin suçum ne?” diye feryat eden insanlara Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım gaddarlıkla, vicdansızlıkla “Kimse mağdur edebiyatı yapmasın” diyor.

On binlerce aile, yüz binlerce insan bir dram yaşıyor.

Bu ülkede insan yokmuş, bu ülkede vicdan kalmamış, bu ülkede hak, hukuk, insanlık bütünüyle yok olmuş gibi kimse bu insanların sesini duymuyor.

Bu nedenle müsaade ederseniz bugünkü yazımda onların sesine, feryadına yer vermek istiyorum.

“Kimsesizlerin kimsesiyiz” diyerek iktidara gelip ele geçirdikleri güçle kimsesizlere hayatı zehir edenlere…

Yaratılan bu mağduriyetlere “Aman bizim iktidarımıza zeval gelmesin” güdüsüyle sessiz kalan iktidar taraftarlarına…

Neden oldukları bu büyük mağduriyetleri göstermek için, gelen binlerce mail arasından birkaç tanesini seçtim.

Mail yazanların isimlerini yayınlamıyorum. İsteyen olursa vermeye hazırım.

‘Babam beni çobanlık yaparak okuttu’

“Babam beni çobanlık yaparak okuttu. Erzurum’da beş yıl çektiğim sıkıntıları anlatsam sayfalara sığmaz. Kaldığım evle okul arası çok uzaktı. Bir gün olsun param yetmediği için eksi 45 derecede bile otobüse binemedim.

Okul müdürü performans puanı olarak okulda en yüksek puanı (100) bana verdi.

Yıl sonunda plaket verdi. Gece gündüz çalışarak Avrupa Birliği projeleri hazırladım. Sonuç mu? Bir sabah kalktım, 11 yıllık görevimden, daha önce istifa ettiğim bir sendikadan dolayı ihraç edilmişim.

Yaşın yanında kuru yanmayacak diyorlardı. Lütfen bizlere yardımcı olun. Bu ülkede hiç mi adalet yok? Biz kime gideceğiz?

Sayın cumhurbaşkanı ‘Üç çocuk yapın’ diyordu, biz de yaptık. Üç tane kızım var, eşim çalışmıyor. Nasıl bakacağım ben onlara? Lütfen sesimizi duyurun.”

‘Hayatım zehir oldu’

“Çubuk Gevher (…) okulunda matematik öğretmeni olarak görev yapmaktaydım. Evliyim ve dört yaşında bir kızım var. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra açığa alındım. Yedi senelik öğretmenim. Bir kez dahi bu örgütün ne toplantısına gittim, ne de maddi yardımda bulundum. Bank Asya’da hiçbir zaman hesabım olmadı. Okulumuz meslek lisesi olmasından dolayı erkek öğretmenlerin sayısı çok az. İster istemez muhabbetimiz genellikle onlarla oluyor. Bu hocalardan biri Aktif Eğitim Sen’in biri de Türk Eğitim Sen’in ilçe başkanı. Arkadaşlarımın ısrarıyla iki sendikada da bulundum. Açığa alınmadan öncede Türk Eğitim Sen’liydim.

Evimin kredi borcu var. Lütfen sizlere yalvarıyorum. Bir aydır hayatımda çekmediğim sıkıntılar yaşıyorum. Vatanını seven, gecelere kadar öğrencilerime nasıl faydalı olabilirim diye çalışan, mesleğine aşık bir öğretmenim. Millete kurşun sıkan insanlarla anılmak beni çok incitiyor. Sizden ricam sesimizi duyurun. Çocuğunuzu severken benim dört yaşındaki çocuğumu düşünün. O bunları hak etmedi. Onun babası da hiç bir zaman bu millete ve devlete ihanet edecek bir şey yapmadı.”

‘Beni niçin attınız’ diye feryat eden bir öğretmen

“Fakirliğin dibini yaşamışız. Hafif zihin engelli abimin haftanın altı yedi günü, günde bazen 14-15 saat çalıştığı- hâlâ çalışıyor- babamın İstanbul’da hurda toplayıp inşaat bekçiliği yaptığı günlerde ailemiz ayakta kaldı yıllarca. Hiç kendi oyuncağım olmadan büyüdüm. Sonrasında masrafı az olur diye çocuk gelişimi ve açıktan da okul öncesi öğretmenliği okuyup ücretli olarak çalıştım, Aksaray köy yerlerinde. Yol masrafı olmasın diye yolları karla kapanan, buzu kırıp suyu kullandığımız köy lojmanında benden daha sefil büyümüş hemşire arkadaşımla kaldık yıllarca…

Anlattıkça ağlar, gözünde yaş olanlar.

Üniversiteyi açıktan okumuşum. Gazete, dergi vb. aboneliğim hiç olmamış, bir bankada (Halk Bank) maaş hesabım dışında açılmış bir hesabım yok. Mail hesabım bile olmadı ki (ta ki bugün açmak zorunda kaldım) sosyal medyam olsun. Her türlü cemaat v.b. yapılaşmalardan bugüne kadar hep uzak durmuşum. Bir saat dahi olsa sohbet nedir bilmem. 1 TL bile bağış yapmamışım hiçbir yere.

Hoş bunları yapmak suç, yapanlar suçlu mu?

Peki niye atılmış olabilirim? Kısa bir süre üyesi olduğum, altı ay önce istifa ettiğim hiçbir öznel bağım olmayan eski sendikam bahane edilerek atıldım.

Bunun dışında soruşturma dosyam eğer varsa bomboştur. Hodri meydan!

Eğer ben atılmasa idim diğer 50 bin memurun ‘kara’ olduğu şüphesine kapılabilirdim. Ama üzgünüm hepsi benim gibi yaş olabilir…!

Sizlerden beni savunmanızı değil, hukuku, adil yargılanmayı, insan haklarını savunmanızı talep ediyorum.”

Arkadaşlarının feryadını duyurmaya çalışan bir öğretmen

“Ben Hatay’da çalışan bir öğretmenim. PKK uzantısı olduğu iddiasıyla ilimizde tam 928 öğretmen açığa alındı. Görevden alınan bu öğretmenler arasında hatırı sayılır derecede tanıdığım var. Ne acıdır ki hiçbiri değil PKK, Eğitim Sen haricinde hiçbir örgütle bağlantılı değildir. Aksine tanıdıklarımın hemen hepsi terörü ve şiddeti lanetleyen tertemiz insanlar.

Tek istekleri barış ve huzur içinde yaşanabilecek bir devlet.

Görevden alınan bu insanların neredeyse hepsinin hayatla mücadelede ekonomik yönden sıkıntıları var. Sayabileceğim o kadar örnek var ki hangisinden başlasam bilemiyorum.

Birkaç örnek verecek olursam:

Bunların biri devletin yanında özle sektörde de çalışmaktadır. Çünkü bakmakla yükümlü olduğu kendi çekirdek ailesinin yanında bakmakla yükümlü olduğu yaşlı bir annesi ve engelli bir kız kardeşi var.

Diğer bir örnek babasını erken yaşta kaybetmiş bir öğretmen arkadaşım. Yeni evlenmiş ve elde avuçta ne varsa ortaya koyup kredi çekerek bir ev almış. Evlilik borçları cabası.

Bir başkası kendisi zaten engelli olan ve hanesinde geliri olan tek kişi olup ailesine bakan bir öğretmen

Bir diğeri yanlış hatırlamıyorsam 60 yaşını geçmiş olmasına rağmen 4 çocuk sahibi olduğundan hâlâ çalışmaya devam eden ve yaşına rağmen hâlâ ev sahibi olamamış bir öğretmen. Çocuklarının eğitimi için ilerleyen yaşına rağmen çalışmaya devam ediyor.

İsteyen herkese bunların hepsinin ismin verebilirim.

İnanın bana bu örnekler kitap yazacak kadar uzatabilirim.

Ne olur bu yıkımı duyurun ve durdurun. Yıkılan bu hayatlara bir ses olun, size ihtiyaçları var.”

Siz yönlendirdiniz

Böyle binlerce mail var.

Evladı haksızlığa uğrayan anne babaların, iki aylık bebeği varken hapse atılan kadınların yakınlarının, anne babası işsiz kaldığı için hayatı cehenneme dönen çocukların yazdığı feryat mailleri.

Duyması gereken iktidar mensupları iktidarlarını koruma güdüsüyle vicdanlarını ve insanlıklarını bütünüyle kaybettiler. Bundan dolayı duymuyorlar.

“Mağdur edebiyatı yapmayın” diyen vicdansızlar, insanları o cemaatin bankasına, sendikasına siz yönlendirdiniz.

Şimdi filan bankada hesabı var, falan sendikaya üye diye on binlerce insana hayatı zehir ettiniz.

Siz hiçbir bedel ödemezken bütün bedeli bu gariban insanlara ödetiyorsunuz.

Üstelik “Benim bir suçum yok” diye feryat edenlere de büyük bir gaddarlıkla “Mağdur edebiyatı yapmayın” diyorsunuz.

Bu kadar vicdansızlıkla, bu kadar gaddarlıkla nasıl yaşıyorsunuz?

Başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?

Yaptığınız köprülerle, havaalanlarıyla değil bu mağdurların ahıyla anılacak, onların bedduasıyla yaşayacaksınız.

Bilin de sürebiliyorsanız iktidar sefasını öyle sürün.

Bir köşe yazısında ise KHK ile ihraç edildikten sonra açlık grevine başlayan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça nezdinde hakkını arayan  tüm KHK Mağdurları için şunları kaydediyor;

Mesela geçmişte AK Partililer yani dindar kesim kapı kapı dolaşıp insanlara bir şey anlattı. “Eşitlik istiyoruz, adalet istiyoruz, demokrasi istiyoruz, dışlanmak istemiyoruz. Biz bunun mücadelesini veriyoruz” dediler.

Toplumu ikna ettiler. Sonra da iktidar oldular.

Şimdi başkalarına uygulanan haksızlıklara sessiz kalıyorlar. Görmezden geliyorlar.

Amaçlarının demokrasi değil, sadece kendi haklarını elde etmek olduğu çıktı ortaya.

Onca baskı, haksızlık, eşitsizlik bir tarafa, ortada devasa bir KHK mağdurları sorunu var.

On binlerce insan işinden oldu. Açlığa mahkum edildi.

İşten atmakla kalmayıp bu insanların pasaportlarını iptal ettiler ki yurt dışına çıkmasınlar. Ne burada iş bulmalarına müsaade ediyorlar, ne de yurt dışına gidip hayatını sürdürmelerine izin veriyorlar.

İşte bu açlığa mahkum edilmiş akademisyenlerden Nuriye Gülmen ve Semih Özakça “Siz bizi açlığa mahkum ettiniz. Peki o halde sizin istediğinizi yapıp dünyanın gözü önünde öleceğiz” diyerek Ankara’da açlık grevine başladı.

Fakat geçmişte kapı kapı dolaşıp hak talebinde bulunan insanlar, başkalarının yaşadığı bu korkunç adaletsizliklere karşı adeta taş kesilmiş.

Attığı tweetlerden sadece bir kaçı;

“Öyle KHK mağdurları var ki insan bu mağduriyetler karşısında taş olsa çatlar. Bazılarını film yapıp bütün millete izletmek lazım.”

 

“Kaboğlu, Yüksel Taşkın, Murat Sevinç gibi akademisyenleri de atmışlar. Düşman olsa bir ülkeye bu kadar kötülük yapmaya çekinir.”

Daha yazıya ekleyemediğim sayısız yazılarından ve konuşmalarından ötürü kendisine teşekkür ediyorum.

Umarım adalet bir gün bu “mahalleye” de uğrar…

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , ,
Eklenme Tarihi: 7 Temmuz 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın