İhraç Bahaneleri, Sendika Ve Banka

yorumsuz
15.935
İhraç Bahaneleri, Sendika Ve Banka
  • OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerden dolayı mağdur olan sizlerin ekseriyetini ilgilendiren yasal banka hesabı varlığı ve sendika üyeliğinin; ceza yargısı kapsamında terör örgütü üyeliği, teröre finans sağlama ve daha birçok suç isnadının konusu olmasına binaen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve yerli mevzuatımız çerçevesinde incelenmesini konu alan kısa bir değerlendirme yazısı …

 

  • Bu değerlendirme içerisinde “Bankaya Para Yatırma” ve “Sendika Üyeliği” konularını ayrı ayrı ele almanın daha faydalı olacağı kanaatindeyim… Zira gerek adli olarak yapılan soruşturma ve kovuşturmalar, gerekse idari anlamda yapılan ihraç  işlemleri kapsamında bankada hesap hareketinin bulunması sendika üyeliğine nazaran daha ağır yaptırımları beraberinde getirmektedir. Bu değerlendirme içerisinde yer alacak hususları mahkeme sürecindeki savunmalara ve OHAL Komisyonu’na sunacağınız başvuru dilekçelerine ekleyebilir ve stratejilerinizi bu minvalde sürdürebilirsiniz.

 

Bank Asya Hesabı Bakımından:

Bankaya Bankacılık Kanunu madde 71 uyarınca 4 Şubat  2015 tarihinde el konulduğunu görüyoruz. El koyma kararının gerekçesi ise ilgili maddenin “b” bendi uyarınca “Katılım bankasının faaliyetinin devamı,katılım fonu sahiplerinin hakları ve mali sistemin güven  ve istikrarı bakımından  tehlike ortaya çıkması” halinde bankaya el konması. Yani bu tarihte yapılan el koyma işleminde “bankanın terörü finanse etmesi”,”terör örgütüne yardım yapması” gibi gerekçeler YOKTUR.

 

BDDK, 7 üyeyle almış olduğu kararda banka katılımcılarının menfaatini koruma amacıyla bankaya el koymuştur.  Bu tarihten önce ve bu tarihten sonra bankada hesabı bulunan kimselere örgütü finanse etme suçlamasının yapılması yersizdir. Hele ki; el koyma tarihinden sonra bankanın devlet güvencesine alındığı düşüncesiyle banka hesabını açık tutan kişiler için bu durum  sağlıklı bir antitezdir. Bu zamandan sonra sistematik bir şekilde banka kontrollü olarak TMSF’ye devredilmiştir. Yani el koyma tarihinden önce ve sonrasında 15 Temmuz darbesi sonrası soruşturmalar başlayana kadar bankanın terör örgütü finansmanı sağladığına ilişkin bir tespit ya da çıkarıma rastlanılmamaktadır.

 

TMSF’ye yapılan devir işlemi sonrası Fon tarafından yapılan açıklamada da; BDDK kararıyla bankanın YÖNETİM VE DENETİMİNİN TMSF’ye devredildiği belirtilmiş, BANKANIN BANKACILIK FAALİYET İZNİNİN KALDIRILMADIĞI vurgulanmış ve YERLİ-YABANCI SERMAYE VE TASARRUF SAHİPLERİNİN ENDİŞE ETMEMELERİ GEREKTİĞİ SÖYLENMİŞTİR.

El koyma sürecinden sonrasında ise tasarruf kabiliyeti tamamen TMSF ve BDDK vasıtasıyla Devletimizin tekelinde bulunduğu için terör örgütüne yardım suçu gerek banka yönetimi gerekse bankada hesabı bulunan kimselere isnat edilemeyecektir.

Bu çerçevede çıkarılan sonuç; bankanın el koyma tarihine kadar Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında terör örgütüne yardım veya örgütün finanse edilmesi gibi herhangi bir suç olarak nitelendirilecek tasarrufta bulunmadığıdır. El koyma sürecinden sonrasında ise tasarruf kabiliyeti tamamen TMSF ve BDDK vasıtasıyla Devletimizin tekelinde bulunduğu için terör örgütüne yardım suçu gerek banka yönetimi gerekse bankada hesabı bulunan kimselere isnat edilemeyecektir. Bankada hesabı bulunduğu sebebiyle yargılanan veya ihraç edilen bu tespitler ışığında,banka hesabının örgüte yardım ve yataklıktan ziyade İslami bankacılık sektörünün gereği olarak hesaplarının bulunduğunu belirtirler. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da Bank Asya isimli katılım bankasını,faizsiz bankacılık işlemleri dolayısıyla çalışılabilecek bankalar arasında önerdiğini göz önüne alalım.

 

Sendika Üyeliği Bakımından:

Sendikalaşma,sanayileşme süreci sonucunda ülkemize 1970’li yıllardan sonra işçiler için,1990’lı yıllardan sonra ise kamu görevlileri için gelmiştir. Uluslararası hukuk bakımından AİHS madde 11’de düzenlenmiştir. Sözleşmenin ilgili maddesinde herkesin barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma özgürlüğünden bahsedilmiş,bu özgürlüklerin korunabilmesi amacıyla sendika kurulabileceği belirtilmiştir.

 

İç hukukumuzda ise 4688 sayılı ve 25/06/2001 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Ve Toplu Sözleşme Kanununda düzenlenmiştir. Bu kanunun 6. Maddesinde kuruluş işlemleri belirtilmekte olup aynı madde içerisinde şartların varlığı ile ilgili Valilikçe mahkemeye başvurulup sendikanın mahkemece kapatılacağı öngörülmüştür. Yani sendika üyeliğinin terör örgütü üyeliğiyle bağdaştırılmayacağı apaçık ortadadır.

 

Kamuoyunda yer alan bilgilere göre bazı sendikaların DHKP/C veya PKK gibi terör örgütleri ile organik bağları olduğu iddia edilmesine rağmen bu sendika üyelerinin terör örgütü üyeliğinden yargılanmamış ve kamu görevinden ihraç edilmemiş olmaları da dikkat çekicidir. Dolayısıyla 4688 sayılı kanunun 20. Maddesinde düzenlenen “yasaklar” kısmında da sendika faaliyetlerinin Anayasa da belirtilen Cumhuriyetin nitelikleri ve demokratik esaslara aykırı olmayacağı belirtilmiştir.

 

Böylece ilgili kurumların kurulması ve faaliyet göstermesine izin verdikleri bir sendikaya üye olmak suç olmaktan ziyade bir şüphe bile oluşturamaz. Çünkü ilgili kanunca yasak faaliyette bulunan sendikaların mahkemece kapatılacağı belirtiliyor, üyelerinin cezalandırılacağı değil…

 

Zaten sendika üyeliği sebebiyle gözaltına alınmış olan birçok kamu görevlisi ya takipsizlik aldılar ya da beraat ettiler. OHAL Komisyonu’nda da bu isnatla ihraç edilmiş Kamu Görevlilerinin göreve iade edileceklerini düşünüyorum…

Değerlendirmesinden dolayı FATİH ALKAN’a teşekkür ederiz.
Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 5 Temmuz 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın