Hak İhlalleri Dosyası 7 – Çalışma Hakkı

Hak İhlalleri Dosyası 7 – Çalışma Hakkı

Çalışmak ve üretmek… Gelişmiş ve dünyada söz sahibi olan toplumların temel noktası. Her topluluğun hem hakkı hem de ödevi bu kavramlar. O yüzden bizim anayasamızda da hem hak hem de ödev olarak belirtilmiş. Ancak ne acıdır ki, bu yazıyı okuyan kitlenin büyük çoğunluğu bu hakka sahip değil. Çalışma hakkının ve özellikle kamu görevi icra edememenin şartları bellidir; bunlar kanunda sınırlı sayıda belirlenmiş durumlardır. Dolayısıyla çoğaltılması mümkün değildir. Bu konuyu iki farklı mecrada ele almanın daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.

  • Kamu Görevlisi İken İhraç Edilen Devlet Memurları

Burada temel dayanak noktamız 657 sayılı kanun olacaktır. Bu kanuna göre kişinin devlet memurluğu yapamayacağı haller bellidir. Bunlar;

E – Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır.

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,  

b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,

c) Siyasi partiye girmek,

d) Özürsüz olarak (…) (2) bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,

e) Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,

f) (Değişik: 13/2/2011-6111/111 md.) Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,

h) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,

ı) Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,

j) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,

k) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.

l) (Ek: 3/10/2016-KHK-676/75 md.) Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.

En son madde sizlerin de göreceği üzere kanuna sonradan eklenmiş ve 15 Temmuz sürecinden sonra düzenlenmiş bir madde… Bu maddeye göre kişiler kamu görevinden ihraç ediliyor. Lafzi olarak çok yerinde ve kamu düzeni bakımından gayet güzel bir düzenleme. Ancak, burada belirtilen eylem birliği içerisinde olmak, yardım etmek, kullanmak ya da kullandırmak, propaganda yapmak gibi fillerin tespitini kimin yapacağı ve bu  tespitlerin neler ile delillendirileceği hususu çok önemli.! Yani eylem birliği içerisinde olmak dini bir grubun sohbetlerine gitmek midir? Yardım etmek, bankasına para yatırıp dini hassasiyetler sebebiyle kurban bağışı gibi fiiller midir? Bunun gibi daha birçok açık uçlu soru bulunmakta. Öte yandan bu fiilleri bahsedilen isnatlarla ilişkilendirmek gerekir. Bu ilişkilendirme somut delillerle olmalıdır ve hukuk devleti olan ülkemizde bağımsız mahkemelerce yapılmalıdır. Yani kişinin terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olmasına karar verebilecek mercii bağımsız mahkemelerdir.

  • Özel Sektörde Çalışırken İş Akitlerine Son Verilen veya Çalışma Lisansları İptal Edilen Meslek Sahipleri

 

Özel sektör ülkemizde Liberalizm’in de etkisiyle son 25 yıllık sürede gelişme göstermiş ve birçok hizmet alanında özel teşebbüsler teşekkül etmiştir. Bu hizmet alanları, eğitim, sağlık gibi birçok sektör olarak sıralanabilir. Burada dikkate alınması gereken husus Anayasanın 49 uncu maddesinde belirtilmiştir; ‘Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.’ Devlet sadece kamu kurumlarında istihdam ettiği kamu görevlilerinin değil, ülke çapında varlık gösteren tüm çalışanlarının çıkarlarını gözetmelidir. Bu sebepledir ki Devletimiz, asgari ücretin belirlenmesine, toplu iş sözleşmelerine ve daha birçok hususa müdahil olmaktadır. Bu müdahalelerin temel amacı işçi olarak çalışan vatandaşın çıkarlarını korumak ve yeni işsizler ordusunun oluşmasını engellemektir.

Bu durumu günümüzde özel sektörde 100.000’i aşkın kişinin işsiz kalmasıyla sonuçlanan işlemlere uygulamak gerekirse, örneğin 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra KHK ile kapatılan eğitim kurumları, sağlık kuruluşları, sivil toplum yardım örgütleri kapsamında çalışırken işsiz kalan insanlar bakımından değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Bahse konu tarihten sonra faaliyetine son verilen ve malvarlıklarına el konulan birçok özel teşebbüs bulunmaktadır. Anayasanın 49 uncu maddesinde değinilen ve Sosyal Devlet İlkesinin gereği olan vatandaşı koruma ve gözetme görevi kapsamında Devletin yapması gereken hususlar şunlar olarak sıralanabilirdi; 

KHK ile terör örgütüne müzahir amaçlar güden ve bahse konu terör örgütü ile irtibatlı olan özel kurum ve kuruluşlar, faaliyet gösterdikleri alanlar çerçevesinde Devlet kontrolünde faaliyetlerine devam ettirilmeli, bu kurumlarda çalışan insanların çalışma lisanslarının iptal edilmesi yerine kurumların faaliyet alanları kapsamında ilgili bakanlıklarca kontrolü sağlanarak milli çıkarlar doğrultusunda faaliyetlerine devam etmeleri sağlanabilirdi.

Bu çerçevede, sayıları yüz binlerle ifade edilen özel sektör işsizlerinin oluşmasına da müsaade edilmez, hem ülke ekonomisi hem de bu kurumların 30 yıla yakın sürede ülkenin çeşitli alanlarında faaliyet göstermeleri de nazara alınarak ülkeye verilen emek sürdürülebilirdi. Zira bu kurumların birçok yerli ve yabancı faaliyetlerde ödüller aldığını, kendi alanlarında seçkin kurumlar olduğunu göz önünde tutmak gerekiyordu.

Ancak sürecin Devlete verdirmiş olduğu refleksle, bu yönde bir tutuma gidilmesine fırsat verilmemiş, bu kurumların taşınır ve taşınmaz mallarına devletçe el konulmuş, bu çerçevede de uluslararası arenada olduğu gibi ülke içindeki durumda da, Devlet mülkiyet hakkına tecavüz eden bir duruma düşmüştür. Bu durum elbette ki, politikayla alakalıdır. Ancak anayasa ile teminat altına alınan ve kutsal sayılan mülkiyet hakkı bu kadar kolay biçimde bertaraf edilmemeliydi.

Çalışma hakkı konusu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde de kendisine yer bulmuş ve şu şekilde ifade edilmiştir;

Madde 23

1. Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.

2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.

3. Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

4. Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.

Bu maddenin dördüncü fıkrası da çalışma hayatına son verilme bakımından sendika üyeliğinin yeterli olmayacağını açık bir şekilde anlatıyor zaten.

Tüm bu bilgiler ışığında çalışma hakkı kapsamında kamu görevlileri için Ohal Komisyonu adı altında bir kurum oluşturulmuş ve olası mağduriyetlerin bu şekilde çözüme kavuşturulmaları amaçlanmış olsa da özel sektör çalışanları için herhangi bir girişim meydana gelmemiştir. Bu da zaten çalışma hakkı kapsamında kamu görevlileri kadar güvenceye sahip olmayan ve sosyal hakları kamu görevlilerine nazaran daha zayıf olan özel sektör çalışanları için ekstra bir mağduriyet demektir. Bu çerçevede, yapılması planlanan girişimlerde (sosyal medya etkinlikleri, imza kampanyaları vs) özel sektör çalışanlarının durumuna da dikkat çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. Saygılarımla…

Fatih ALKAN

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , ,
Eklenme Tarihi: 23 Ekim 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın