Hak İhlalleri Dosyası 2 – Kişi Hürriyeti Ve Güvenliği

Hak İhlalleri Dosyası 2 – Kişi Hürriyeti Ve Güvenliği

Sevgili okur,sevgili mağdur ve önüne ‘sevgili’ sıfatının eklenebileceği bütün nitelendirmelere kendini ait hissedenler…

Bu haftaki gündemimiz ‘Kişi Hürriyeti ve Güvenliği’. Kişi hürriyeti ve güvenliği, Anayasamızda ve birçok uluslar arası temel norm sisteminde ihlaline fırsat verilmemek amacıyla detaylı ve kapsamlı bir biçimde düzenlenmiştir. Çünkü fıtratı itibariyle insan, özgürlüğüne düşkün bir varlıktır. Bu özgürlük kavramının bağımsızlıkla doğrudan bağlantısını sağladığımızda, çok uzun yıllardan beri bağımsızlığı için savaş veren, bedel ödeyen ‘Anadolu İnsanı’ bakımından çok daha önemli sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden de kişinin doğuştan kendisine bahşedilen özgürlük kavramı daha da önemli bir hal almakta.. Bu önemin yansımasını görmek amacıyla diğer haklara nazaran daha detaylı biçimde düzenlenen Anayasa’nın 19. maddesini incelemeniz cihetiyle buraya bırakıyorum;

III.  Kişi hürriyeti ve güvenliği

MADDE 19. – Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen :

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun  hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/4 md.) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır.  Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/4 md.) Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir.

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.

(Değişik: 3.10.2001-4709/4 md.) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.

Son madde gayet açık ve anlaşılır aslında.. Kişi hürriyeti ve güvenliği kavramının ihlali hakkında somutlaştırma adına örnekler vermeden önce günümüzde kişi hürriyetini en yaygın biçimde ihlal eden tutuklama işleminin ceza yargılaması kapsamında nasıl yapılması gerektiğini irdelemekte fayda görüyorum. Tutuklama nedenleri Ceza Muhakemesi Kanunu madde 100 kapsamında belirlenmiştir. Bu maddenin ikinci fıkrasında sayılan hallerin tutuklama nedeni olarak ‘SAYILABİLECEĞİ’ belirtilmektedir. Yani bu haller olsa bile tutuklama tedbirine hükmedilmeyip adli kontrol hükümleriyle yetinilebilir. Tutuklama gerekçesinin somut anlamda hakkaniyetli bir şekilde belirlenmesi bakımından zorunlu bulunan hallerin tetkikini 100 üncü maddeyi okumak üzere sizlere bırakıyorum. Zira maddede sayılan haller, vicdanını muhafaza eden, tarafsız ve bağımsız düşünen her insan için bile anlaşılabilir ve kötüye yorumlanamayacak kadar açık nitelikte.

Kişi özgürlüğü sadece Anayasada değil Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinde de gayet kapsamlı biçimde düzenlenmiştir;

Madde 5

Özgürlük ve güvenlik hakkı

1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;

b) Kişinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;

d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yasaya uygun olarak tutulması;

e) Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılarının veya serserilerin yasaya uygun olarak tutulması;

f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;

2. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur.

3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.

4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.

5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.

Anayasanın 90/5 inci maddesi uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi askıya alınmış bile olsa durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla işlem yapılması gerekir. Ancak gözaltında ve tutuklu iken hayatını kaybeden kişiler için bu durum ne yazık ki telafi edilebilir nitelikte değildir.

Bu durumun en alt noktası olan hamile kadınların tutuklu yargılanmasına göz atmak gerekirse; 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16/4 üncü maddesi gereğince hamile olan kadın hakkında verilmiş bir kesinleşmiş hapis cezası veya tutuklama tedbiri var ise bu durum, doğumundan itibaren 6 ay boyuncu geri bırakılır ve tutuklama işlemi yerine getirilmez. Ancak günümüzde bu hükmün masumiyet karinesi dikkate alınmadan göz ardı edildiğini görüyoruz. Yine aynı kanunun 16/6 ncı maddesi uyarınca, maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen kişilerin de tutuklu yargılanması hak ihlali kapsamında değerlendirilecektir.

Bunların yanında ilgiliye isnat edilen suçun ceza yargılaması kapsamında suç olarak kabul edilebilmesi gerekir. Ancak günümüzde hakkında tutuklama tedbirine karar verilen kişilere yöneltilen suçlamalar göz önüne alındığında bu suçlamaların; “bankaya para yatırma, yasaya uygun olarak kurulan ve faaliyet gösteren sendika üyeliği, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kuruluşuna ve faaliyetine izin verilen okul ve dershaneye gitmek/çocuğunu göndermek, ülke içerisinde uluslar arası alanda faaliyet gösteren yardım kuruluşlarına bağışta bulunmak” gibi fiiller olarak yer aldığını görüyoruz. Bu konuda daha önce bahse konu fiillerin suç olarak değerlendirilemeyeceği hakkında açıklamalarımız olmuştu. (İhraç Bahaneleri, Sendika Ve Banka)

Tutuklu olarak yargılanan kişilerin ekseriyetine baktığımızda; ‘bylock’ programını kullanmakla itham edilen kişilerin büyük çoğunluğunun tutuklu bulunduğunu, bu programı kullandığı iddia edilen kişilerin daha ağır şartlarda yargılandıklarını görüyoruz. Çünkü bu programı kullandığı iddia edilen kişilerin terör örgütü üyesi oldukları yönünde kuvvetli şüphe bulunduğu belirtiliyor. Ancak android mağazalarında yer alan ve herkesin erişimine açık olan bir yazışma programını indirmek ve kullanmak suç olamaz. Suç olacağı değerlendirilse bile bu durumun herkes hakkında eşit olarak uygulanması gerekir. Zira ceza yargılamasına hakim olan ilkelerden birisi de kanun ve cezaların herkese eşit olarak uygulanmasıdır. Ancak geçtiğimiz günlerde hakkında bu programı kullandığı iddiası ortaya atılan bir spor klübü başkanının hemen serbest bırakılması, buna karşılık hakkında aynı iddia bulunan binlerce kişinin bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunması da eşitlik ilkesini ve objektif yargılama kavramını ihlal eder.

Gördüğünüz üzere kişi hürriyetinin ihlali kapsamında ihlal olarak değerlendirdiğim bütün durumlar tutuklulukla ilgilidir. Ancak adli kontrol hükümleri de kişiyi hürriyetinden yoksun bırakabilir, hatta Anayasayla teminat altına alınan seyahat özgürlüğü ihlal edilmiş olur. Cezaevinde olup da adli kontrol hükümleriyle dahi olsa serbest bırakılmaya razı olan o kadar çok insan var ki.. Bu durumun bile ihlal olacağını fark etmekten çok uzaklar.

Öte yandan, OHAL’in ilk 6 ayında 30 gün olarak uygulanan ve sonrasında ise 7+7 gün olarak kararlaştırılan gözaltı süresi de kişi özgürlüğünü zedeleyen uygulamalardan birisidir. Çünkü gözaltında tutulma şartları, tutuklama tedbiri akabinde cezaevinde bulunma şartlarına göre bile çok çok ağırdır. Bu yüzden de bu durum kişi hürriyetinin ihlal edilmesinden ziyade, bir başka yazımızın konusu olacak olan işkence ve aşağılayıcı muamele kapsamında girecektir.

Bu çerçevede, son KHK ile yapılan maksimum tutukluluk süresinin 2+5 yıla çıkarılması da bizlere yapılan yargılama faaliyeti hakkında gayet gerçekçi fikirler vermektedir. Buna göre, bir yılı aşkın süredir devam eden yargılama faaliyetleri çıkmaza girmiş, delil olarak tasavvur edilen gerekçelerle kişilere ceza verilmesi uluslar arası arenada kabul görmeyecek hale gelmiş ve güvenlik tedbirlerinden en ağırı olan tutuklama işleminin şüpheli için cezaya dönüşmüştür. Bu yüzden de Anayasada sınırları çizilen ve kapsamlı düzenlemesi ancak kanunla yapılan böylesi ağır bir hükmün norm denetimine açık bir yol olan kanunla yapılması gerekirken OHAL KHK sıyla yapılması da mağduriyetleri beraberinde getirmektedir.

Fatih ALKAN

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 4 Eylül 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın