Hak İhlalleri Dosyası 1-Masumiyet Karinesi

yorumsuz
1.045
Hak İhlalleri Dosyası 1-Masumiyet Karinesi

Masumsanız… Eğer “masumsanız” korkmanıza gerek yok. Masumiyet kavramı çoğu zaman hayatın olağan akışı düzleminde bizlerin de ihlal ettiği bir kavram oluyor. Ancak Olağanüstü hal kapsamında düzenlenen KHK’lara muhatap olan bizler bakımından çok farklı çağrışımlar yapıyor “masumiyet karinesi”. Her KHK’da farklı kişilerin masumiyeti göz ardı ediliyor. Her KHK’da farklı kişilerin aynı hakları ihlal ediliyor… Aslında ihlal edildiği belirtilen bütün hakların temel noktasıdır masumiyet karinesi. Bu yüzden akıbetini bilmediğim, ancak bu yazıyla başlamaya niyetlendiğim hukuk serüvenimize masumiyet karinesinden bahsederek başlamayı düşündüm. Bu ihlallerin çoğunluğu kişilerin kendi vicdanları perspektifinde Allah’a havale ettikleri durumlar. Adaletin şaşmaz terazisinde karşılığını bulacağını belirtelim ve bir paragrafa sığdırmaya çalıştığımız masumiyet kavramını hukuki anlamda irdelemeye çalışalım.

Masumiyet karinesi, Türk Ceza Yargısında ifade edildiği diğer adıyla suçsuzluk karinesi, bir suçtan dolayı kovuşturulan kişinin, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu sayılmamasını ifade eder. Bu konuyu örneklendirmek amacıyla; Anayasamızın 15’inci maddesi kapsamında düzenlenen ve savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde dahi dokunulması mümkün olmayan çekirdek haklar kategorisine dahil edilen masumiyet karinesi, OHAL döneminde Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan ve ihraç işlemini konu alan her KHK’nın birinci maddesinde yer alan:

(1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır.

ifadesi ile telafisi mümkün olmayan bir şekilde yok edilmektedir. Üstelik yapılan ihraçların yerinde olmayabileceği ve yanlışlıkların olabileceği düşünülerek kurulan OHAL Komisyonu varken, bizzat Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan OHAL KHK’sı ile isimleri toplumun her kesimine ifşa edilen kişilerin terör örgütü ile irtibatını tespit eden bir çıkarım ne derece sağlıklıdır? Terör örgütü üyeliği gibi ağır bir ithamın cezai anlamda yargılama yapma yetkisini tekelinde bulunduran mahkemeler tarafından tescillenmeden Resmi Gazetede yapılması masumiyet karinesinin ihlalinden ziyade, bahse konu karineyi ortadan kaldırarak bertaraf etmektedir.

Yukarıdaki ifadenin OHAL sürecinin başından beri her KHK’da yer aldığını biliyoruz. 2017 yılının başından beri peyderpey de olsa KHK ile yapılan kamu görevine iade işlemlerinin var olduğu ise ortada. Şimdi ise sorulması gereken sorulardan bir tanesi şudur ki:

İhraç listesinde ismi yer alan kişinin terör örgütü ile irtibatı nasıl tespit edilmiştir ve aynı kişinin iade listesinde yer almasında etkili olan sebepler nelerdir? Yani bir kişi neye dayanarak terör örgütü üyesi ilan edilmiş, aynı kişi nasıl bir araştırma ve sair sebepler sonucunda suçsuz olarak görülüp kamu görevine iade edilmiştir?

Bu sorulara verilecek cevaplardan ziyade asıl sorgulanması gereken durum; bir kişi bile olsa aralarından bazılarının masum olabileceği ihtimali olan bazı kişilerin haklarında verilmiş bir ceza yargısı kararı olmadan nasıl terör irtibatlısı olarak isimlerinin ülke geneline ilan edilebileceğidir. Üstelik bu kadar ağır bir suçlamaya maruz kalan kişilerin kahir ekseriyetinin haklarında kuvvetli suç şüphesi bulunmaması nedeniyle tutuksuz yargılandığını da bir kenara not etmekte fayda var. Şimdi olağan dönemlerde ve demokratik toplumlarda hakkında suç şüphesi bulunan kamu görevlileri hakkında yürütülen hukuki işlemlerin nasıl teşekkül edeceğine bir göz gezdirelim.

Hukuka Uygun Soruşturma Usulü
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 140 ve 141’inci maddesi gereğince hakkında cezai kovuşturma yürütülen, herhangi bir suçtan dolayı gözaltına alınan veya tutuklanan memur görevinden uzaklaştırılır. Yani kamu görevlisinin işi ile irtibatı kesilir ve mesleğini herhangi bir suça alet etmesine fırsat verilmez. Bu durum da Anayasanın sair hükümlerine göre belirtilen durumun gerektirdiği ölçüde alınabilecek olan tedbirler bakımından yeterlidir. Yani hakkında bağımsız mahkemelerce evrensel hukuk normlarına göre memuriyete engel teşkil edecek cezalar verilen kamu görevlisi ilgili disiplin kurulu kararıyla görevinden çıkarılabilir. Olması gereken budur. Ancak son bir yıl içerisinde kanunla yapılabilecek birçok işlem OHAL KHK’sıyla yapılmıştır. Bu durum da başlı başına kişinin sahip olduğu hak ve hürriyetler kapsamında masumiyet karinesini ihlal etmiştir.

Türkiye Toplumu ve Siyasi Yönlendirmeler
Diğer bir yandan; ülkemiz gerek ekonomik anlamda gerek siyasi anlamda gerekse hukuki anlamda kabuklarını halen kıramamış, yerleşik düzeni oluşturamamış ve buna bağlı olarak da sosyolojik gelişimini tamamlayamamıştır. Bu duruma bağlı olarak da, değişen dönemlerde ülkemizde farklı farklı düşmanlar üretilmiş ve toplumun tepkisi bu alanlara yönlendirilerek kanalize edilmiştir. Çünkü gergin ve kızgın bir toplum aklı selim düşünemeyecek, sorgulamayacak ve modern toplumlardaki insanların gereksinimlerine ihtiyaç duymayacaktır. Bu durum da son yıllarda iyice fark edilerek son raddesine kadar kullanılmaktadır.

Ülkemizde meydana gelen bir askeri darbe girişimi ile toplumun entelektüel ve eğitimli yapısının büyük çoğunluğunu ihtiva eden bir oluşum ilişkilendirilmiş, bu duruma bağlı olarak da kamuoyuna yönelik yoğun bir propaganda başlatılmıştır. Olayın ilk anındaki şok etkisi ile bu işlemlere toplum tarafından tepki gösterilmemiş ve insanlar ilerleyen zamanlarda masumiyet karinesini hiçe sayan bu uygulamanın kendilerini de etkileyeceğini tahmin edememiştir. Panik halinde akl-ı selim düşünememek toplumumuzun ortak hastalığıdır denilebilir kanaatimce.

Eğer masumiyet karinesinin ihlali olarak icra edilen fiiller işlendikleri ilk zamanda tepkiyle karşılaşsa ve olayın aydınlatılması istenilseydi şu anda masumiyet karinesi ihlal edildiği için bu yazıyı okuyan binlerce insan böylesi ihlallere konu olmayacaktı belki de. Demek ki, masumiyet karinesinin ihlali sadece yürütme yetkisini elinde bulunduran iktidar veya egemen güç tarafından değil bizzat halkın kendisi tarafından da yapılabiliyormuş. Bu konuyu somutlaştırmak gerektiğini düşünüyorum:

– Şu anda kamuoyunda terör örgütü üyeliğinden yargılanan yaklaşık 50.000’den fazla kişinin mahkemeler önüne tek tip kıyafetle çıkarılacağı konusu sıkça yer alıyor. Hangi basın ve yayın organı, yazar veya toplumun önde gelen siyasi parti ve oluşum lideri bu konunun haklarında henüz kesinleşmiş bir isnat bulunmayan kişilere böylesi bir uygulamanın yapılmasının masumiyet karinesi ihlali olacağını dillendirebiliyor? Haklarında cezaya hükmolunsa bile suçluların topluma yeniden kazandırılması için birçok yasa yapıldığı da göz önüne alındığında, bu kişilere yönelik daha –varsa- suç isnadı yapılmadan ve bu suç tescillenmeden böylesi bir uygulama yapmaya girişilmesi neyin acelesidir? Toplum nezdinde bu insanlara yönelik tepki neden çeşitli yollarla diri tutulmaya çalışılmaktadır? Tekraren belirtmek gerekir ki bu kişiler hakkında henüz verilmiş ve kesinleşmiş bir ceza hükmü yoktur. Üstelik ülkemizde yakın zamanda yine benzer konulardan mütevellit çeşitli yargılamalar yapılmış, birçok üst düzey bürokrat yargılanmış, hatta haklarında kesinleşmiş ceza hükmü verilmiş, ancak hiçbirine yönelik böylesi bir girişimde bulunulmamıştır. İyi ki de bulunulmamış… Çünkü bugün yapılan bu yargılamaların hepsinin birer kumpas olduğu bizzat yetkili kişilerce belirtiliyor. Yaklaşık beş yıl sonra bugün büyük bir nefret ve kinle yürütülen bu hukuki ve toplumsal yargılamaların da büyük bir kumpas olduğu söylendiğinde bu uygulamanın toplumda, kişiler üzerinde oluşturduğu travma nasıl telafi edilebilecektir.? Masumiyet karinesinin dikkate alınması bu bakımdan önemlidir.

– Daha önceki yargılama süreçlerinde devlet düşmanlarına yönelik söylenen birçok söz günümüzde tabiri caizse yenilmiştir. Bugün bu kitleye yönelik, toplumun yediden yetmişi, büyüğü küçüğü, işçisi, memuru, emeklisi, bürokratı tarafından söylenen ve yenilir yutulur cinsten olmayan bütün ifadeler de masumiyet karinesinin hukuki olarak olmasa da toplumsal olarak ihlali oluyor muhakkak. Bugünlerin üzerinden yıllar geçtiğinde ve “kazın ayağının aslında öyle olmadığı” anlaşıldığında bu sözleri söyleyen kişiler hatalarını nasıl telafi edeceklerdir? Bu yüzden toplumumuzda hastalık haline gelen peşin hükümlülük masumiyet karinesinin ihlal edilmesinin ilkel halidir denilebilir aslında. Toplumumuzun böylesi hesapsız ve vefasızca masumiyet karinesini ihlal etmesindeki ana etken nedir hiç merak ettiniz mi? Halkı yönetmekle görevli olan devletin başındaki yöneticilerimiz mi? Dini hassasiyetleri olan halkımızı itidale çağırması gerekirken, onları daha fazla kine, öfkeye sürükleyen ilahiyatçı/din adamlarımız mı? Yoksa masumiyet karinesini hukuk normları çerçevesinde gerektiği biçimde anlatmayan biz hukukçular mı? Anlatsak bile halkımız bu saydığım statüdekilerden hangisine itimat eder? Kararı ve diğer seçenekleri sizlerin takdirine bırakıyorum.

– Son olarak da, geçtiğimiz günlerde meydana gelen ve halimizi gösteren vahim bir şekilde tarih sayfalarındaki yerini alan olaydan bahsetmek istiyorum. Vatan emniyetinde gözaltına alınan, IŞİD terör örgütü üyesi bir terörist görevi başındaki polis memurunu bıçaklayarak şehit etti. Burada durumun vehametini biraz daha etkili biçimde anlatabilmek için aslında çoğu KHK’lının yaşadığı gözaltı sürecinden kaba taslak bahsetmek istiyorum. Hakkınızda verilen yakalama/gözaltı kararı akabinde eğer bu işlemin gerçekleşmesi için evinize gelindiyse öncelikle kimlik tespiti yapılır, sonrasında kaba üst aramanız yapılır, cep telefonu ve ayakkabı bağcıklarınız bile alındıktan sonra bu andan sonra gözaltında olduğunuz size sözlü olarak ifade edilir. Eğer yolda yakalandıysanız bahse konu işlemler hemen hemen aynı şekilde tekrarlanır. Sonrasında ise durumun ağırlığına göre kelepçelenmeniz gerekir. Ancak bu kelepçeleme işlemi; sizi götüren polisten çok daha iri yapılı değilseniz ve kaçmaya yönelik agresif tavırlar sergilemiyorsanız “TERS KELEPÇELEME” yöntemiyle yapılmaz. Şimdi birçok suça karıştığı tescillenmiş ve suç potansiyeli yüksek olan bir terör örgütü üyesinin üzerinin bile aranmaması İHMAL’dir. Ancak bazen kendisi teslim olan, kaçmaya yönelik bir girişimi olmayan kişilere ters kelepçe yapılması en hafif tabir ile İHLAL’dir.

İstanbul gibi suç oranı yüksek olan bir şehirde polis olarak görev yapan kamu görevlisi şartları oluştuğu gerekçesiyle terör örgütü üyesi nitelendirmesine maruz kalan bir mağdura ters kelepçe takıp, suç makinesi olmaya aday olan bir terör örgütü üyesinin nasıl üzerini bile aramaz?! Bu durumda masumiyet karinesini mi gözetmiş emniyet yetkilileri acaba?

Bunlar insanın zihninde derin işaret bırakan sorulardır elbette. Cevabını da herkes kendi vicdanında verecektir. Bu durum eğitim hakkı, haksız tutuklama ve adil yargılanma yasağını ihlal eden işlemler gibi birçok işlem bakımından çok geniş yelpazede örneklendirilebilecektir.

Süregelen dünya düzeni ve hukuk camiasında tartışmaya açık olan bu tür işlemler, gerek sosyoloji gerekse hukuk alanlarında birçok araştırma ve tezlere konu olabilecek, meşruluğu sorgulanacak ve etkilerinin yansıması tespit edilecektir. Bizlere düşen bu işlemleri olağan dönemlerde tetkik edilmek üzere ilk elden, ilk gözden ve şeffaf vaziyette geleceğe aktarmaktır.

Fatih Alkan

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , ,
Eklenme Tarihi: 28 Ağustos 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın