Besleyelim Mi?Gitsinler Özelde Çalışsınlar

yorumsuz
2.890
Besleyelim Mi?Gitsinler Özelde Çalışsınlar

Bu memleket neler neler duydu siyasetçilerin, koltuk sahiplerinin ağızlarından… Bakalım. “Odunu bile koysam milletvekili seçtiririm” diyeni, “Devlet, politikası gereği adam öldürebilir” diyeni, oy vereceğiz diyenlere “Biz de sizin yeminizi vereceğiz” diyeni, “Azıcık radyasyon kemiklere yararlıdır” diyeni, “Fakiri sevmem, zenginleri severim” diyeni diye diye listemiz uzar. Bunlar gaf değil incelerseniz. Bir dil sürçmesi ya da anlık bir dalgınlıktan bahsetmiyorum. Bu sözler, sahiplerinin siyasi duruşlarını, argümanlarını temsil eden ifadeler. Daha doğrusu, duruşları ile birbirlerine denk düşen en açık söylemleri olarak düşünebiliriz. Arasak, bu kişilerin tam aksi anlamlara gelen bir sürü ifadelerini de bulabiliriz. Yalnız kim olduklarını anlamak için lafa mı bakacağız yoksa olgulara mı?

Demokrasinin en zayıf noktası, yönetime katılan halkın niteliğidir. Eğitimsiz, doğru-yanlışı ayırt edemeyen, gündemi takip edip iradesini her defasında göstermekle uğraşmayan, adaletsizliğin hesabını soramayan bir topluluk, lisan-ı haliyle “Ben oyumu vereyim, yöneticimi seçeyim, gerisine karışmam” der gibidir. Böyle ortamlarda demokrasi oligarşiye döner; seçimden seçime koltuklara talip olanların kendilerini halka pazarlama yarışı izlenir. Atı alan Üsküdar’ı geçer. Tanıdık geliyordur…

Bu yarışta her parti kendi haklılığını gösterebilmek ve devamlılığını sağlayabilmek için propaganda argümanları üretmek zorundadır. Siyaset demogoji üzerinden yürür. Gerçeğin kendisinin partiye bir faydası yoktur, faydalı hale dönüştürülür. Çarpıtılmış her gerçeğin toplumda alıcısı olacaktır. Alıcısı yoksa bile, alıcısı olması için ücretle çalıştırılan kitlelerle, reklam ve nöropazarlama incelikleriyle, propaganda sahiplerini tatmin edecek sonuçlara ulaşılabilmektedir.

Şimdi yine bakalım. Ne duyduk? “At izi it izine karıştı” “Hatalar yapılmış olabilir, inceleyip düzelteceğiz” “Biz onları suçlu oldukları için değil, irtibat iltisaktan, idari tasarruf kullanarak işten attık” “İade ağırlıklı KHK’lar çıkacak” “Tek kriterden işlem yapmadık” “Adli soruşturmalar hukuki delillerle yürütülmektedir” “OHAL Komisyonu haftaya kurulacak” vesair ile sayfalarca devam ettirebilirim. OHAL ve KHK mağdurları, artık yaşadıklarının getirdiği farkındalık ile gündemi dikkatli izleyen, olaylara duyarlı, sivil toplum bilincini yavaş yavaş taşıyan, en azından “Bir şeyler yapmak lazım” diyebilen demokrasi için ideal bir kitle oldu. Elbette bu gelişim için ağır bedeller ödediler. Lakin yukarıdaki sorulara baktıklarında, bu olayları dışarıdan izleyen kitleye göre doğru soruları sorabiliyor, nelerin olup bittiğini görebiliyorlar. Yukarıdaki sözlerden kaçının gereği yapıldı? Kaçı samimiyetle söylendi? Kaçı propaganda argümanıydı? Kaçı toplumun hangi kitlelere hitaben söylendi? Ne için sistematik bir şekilde tekrar tekrar kullanıldı? Bu soruları herhangi bir mağduriyet yaşamamış, ortalama insanlarımızın sorması pek mümkün değil. Çünkü evvela gerçek bilgilere sahip değiller. Dolayısıyla yanıtlarının da gerçekçi olması mümkün değil. Çoğunun umrunda da değil malesef. Yalnız toplumda birileri, söylemler ve olanlar arasında açılan makasın farkında. Bu farkındalık da yayılmaya devam edeceğe benziyor.

MANİSA’DA FETÖ/PDY’YE YÖNELİK SORUŞTURMA KAPSAMINDA 10 EVE DÜZENLENEN EŞ ZAMANLI OPERASYONDA 12 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI.

Bundan bir ay önce bir programda Cumhurbaşkanı Erdoğan “Diyorlar ki bu kadar kişi işinden oldu, ne olacak onlara? Gitsin özel sektörde çalışsınlar bize ne, devlet mi besleyecek bunları?” demişti. İki gün önce İHA’nın haberi şu manşetle verildi: “FETÖ’den ihraç edilen öğretmenler dershane kurmuş”. Sonuç; gözaltı, suçlama, kapıya mühür.

Söylem ve eylem farkı, kişilerin kim olduğunu, ne yapmak istediklerini ele verir demiştik. Burada başka bir izahata lüzum görünmüyor. Yalnız kısaca bu durumun KHKlılar için sadece bir “iş bulma” “çalışma” konusu olmadığını özetleyeyim. Olur da olan bitenden hala haberi olmayanlar, bir şekilde kendilerini bu paragrafı okurken bulurlarsa, bilsinler.

200 bine yakın çalışan, masa başında alınan karar ve imzalarla işinden edildi. Aileleriyle birlikte en az 2 milyon insanın olan bitenden etkilendiği düşünülüyor. Hukuk bir tarafa bırakıldı, ihbarla, şüpheyle, kriterle listeler oluşturuldu; ihraç heveslisi, fırsatçısı bunu kullandıkça kullandı. Resmi Gazete’de sayfa sayfa listelerle, insanlara damga yapıştırıldı. Siyasi söylemle, bu insanlar topluma karşı suçlu ilan edildi, hedef gösterildi, hemen her gün tehdit edildi. Hukuken suçu sabit olmayan insanlar, sırf şu ortamdan, bırakın çalışmayı sokağa çıkmaya, sosyal etkileşimde bile bulunmaya çekinir oldular. SGK’da “Kamu görevinden çıkarıldı” ibaresi ile fişlendi. Özel kuruluşlara yazı gönderildi, ihraç olan personelin çalışma izninin olmadığına dair. Şirketler eleman alımlarında “Kamu görevinden ihraç edilmemiş olmak” diye bir şart koşar oldu. En kötüsü de KHKlılar, en basit ticaret ya da hizmet işi yapsa bile ihbar edilme, adli işlem korkusuyla yaşar oldu. Çünkü siyasi söylem şöyleydi: “Tanıdığınız FETÖ’cüleri ihbar edin, bu bir vatanseverlik borcudur”

Görüldüğü gibi öyle “Gitsinler istedikleri yerde çalışsınlar” ortamı yok güzel memleketimizde. Bir şekilde iş bulan kişiler de kısa süre sonra KHKlı olduğu öğrenilirse ya da ihbar edilirse kovulmak durumunda kalıyorlar. Şu ortamda bu insanların bir araya gelerek kendi işlerini yapmak istemelerini engellemeyi, sivil ölüm olarak tanımlıyoruz. Bu, uluslararası denetimlerde inkar edilen, dışarıya “öyle bir şey yok” dedikleri, oysa tüm memleketi gözlerine kestirdikleri insanlar için, hiçbir şey yapmalarına izin vermedikleri modern bir toplama kampına çevirmek, modern bir ayrımcılık anlamına geliyor. Konumuz çalışma hakkına ve onun ihlaline dairdi. Ancak olan bitenin bu kadar basit olmadığı ve hukuken birbirinin içine geçmiş bir sürü hak ihlalinin bir araya gelerek gözümüzün önüne getirdiği tek gerçek ortadadır: OHAL Türkiyesi bir hukuk devleti değildir ve bu durum 2 milyon insanın değil 80 milyon insanın meselesidir. Umulur ki zarar onlara dokunmadan ilgilenirler.

K.Fikret

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , ,
Eklenme Tarihi: 13 Ağustos 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın