AYM’den MİT Raporu Kararı

yorumsuz
10.180
AYM’den MİT Raporu Kararı

Türkiye Cumhuriyeti yakın siyasi ve hukuki tarihinde şahit olmadığı büyüklükte ve geniş çaplı bir yargılama faaliyetine tanıklık ediyor yaklaşık bir buçuk yıllık sürede. Bu yargılamalar kapsamında 200.000’i aşkın kişi yargılanıyor, soruşturuluyor ve haklarında temel hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği taşıyan yaptırımlara hükmediliyor. Demokratik toplumlar bakımından da olduğu gibi egemenlik gücünü elinde bulunduran bir Devletin birlik ve bütünlüğüne kast eden kişi, grup oluşum ve odaklara karşı etkin mücadele yapması hususunda sanırım benimle hem fikirsiniz. Ancak bu kast işleminin somut verilere dayanması, maddi gerçeklik temelinde gerekçelendirilmesi gerekir ki mücadele gerçekten amacına uygun olsun.

Ülkemiz yaklaşık 40 yıldır PKK isimli terör örgütü ile etkin biçimde mücadele etmeye çalışıyor. Bu örgütün icraatları, eylemleri nazara alındığında yapılan mücadele elbette ki çok gerekli. Ancak günümüzde hepinizin malumu olduğu terör örgütü yargılamaları ise bunlardan çok çok farklı. Şu ana kadar tutuklama, ihraç ve soruşturmaya konu edilme gerekçeleri olarak hep kriptolu bir yazışma programını kullanma, yasalara uygun biçimde faaliyet gösteren bir bankada hesabı olma ve bu hesaba para yatırma (para yatırılmayacaksa neden hesap açılır o da ayrı bir konu), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının gözetiminde kurulan ve faaliyet gösteren bir sendikaya üye olma, birçok dini grupta yapıldığı gibi dini sohbetlere gitme ve sair sebepler gösterilmektedir. Bu iki durumun kıyaslanması ise sadece ve sadece ikisinin de terör örgütü üyeliği kapsamında yargılanması bakımından olur. Aksi halde hiçbir durumda bağlayıcılık ve benzerlikleri bulunmamaktadır.

Üstteki örneği ve kıyaslamayı şunun için yaptım;

Yürütülen yargılama faaliyetlerindeki hukuka aykırılıkları, gözden kaçan hususları sizlerle beraber işimiz ve vicdanımız gereği takip ediyoruz. Bu hususta birçok tez ve antitezi sizlerle buluşturmaya çalışıyoruz. Bu kapsamda Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlar da gözetildiğinde Mahkemelerce elde kalan ve etkili delil olarak kabul edilen tek hususun kriptolu bir yazışma programı olan Bylock isimli program olduğunu gördük. Bu programın elde ediliş biçimi, sadece yüklenilmesi veya yüklenilip hayatın olağan akışına uygun olarak kullanılmasının suç olup olmayacağı hususunda araştırmalarımıza öncekinden daha fazla ihtimam gösteriyoruz. Eğer mücadele etkin ve tutarlı argümanlarla yapılırsa bu program algısı da hem mahkemelerde hem de kamuoyunda önemini yitirecektir. Ve eğer önemini yitirirse de bu davaların hepsi çökecektir. Bu yüzden karar metninde de yer alan konuyu sizlerle buluşturup irdelemenin faydalı olacağı kanaatini taşıyorum. Çünkü karar metninde PKK yargılamaları çerçevesinde hakkında MİT tarafından rapor düzenlenen bir avukatın özel yaşamına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verdi Anayasa Mahkemesi. Tarih itibarıyla yeni bir karar değil ancak içerik itibarıyla günümüzle bire bir örtüşen bir karar.

Hadi başlayalım…

Anayasa Mahkemesi karar metni için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/533 başvuru numarasıyla işleme alınan ve 09/01/2014 tarihinde verilen kararla özel yaşama saygı hakkının ihlal edildiğine kanaat getirilen kararda;

Yargılama kapsamında Mit tarafından bir rapor düzenlenip yargılamayı yapan İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/243 sayılı dosyasına sunuluyor. Başvurucu yukarıda bahsi geçen İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasında sanık olarak yer almamakta, sanıkların birisinin müdafii olarak görev yapmaktadır. Bu rapor her Mit raporu gibi istihbari nitelikte olup hükme esas alınamayacak bir rapordur. Bu rapor içeriğine göre başvurucu, Mit tarafından hazırlanan istihbari rapor içeriğinde yer alan kişisel bilgilerinin hukuka aykırı olarak toplandığını, yürütülen soruşturma sonunda hazırlanan iddianame ekinde bu raporun da yer aldığını, raporda kişisel, özel ve mesleki durumlarına ilişkin bilgilerin bulunduğunu belirterek hem adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini hem de özel yaşama saygı hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi Değerlendirme başlıklı 31. paragrafında ilgilinin dava kapsamında yargılanmaması sebebiyle Adil Yargılanma Hakkının ihlal edildiğine dair iddiasını kendisinin bu konuda yetkisiz olduğunu gerekçe göstererek reddetmiştir. Ancak bu davalar kapsamında yargılanan kişiler hakkında düzenlenen Mit raporlarının adil yargılanma hakkı kapsamında da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü haklarında rapor düzenlenen kişiler yargılandıkları dosya kapsamında bizzat sanık olarak bulunmaktadırlar.  

Anayasa Mahkemesi özel hayata saygı hakkının düzenlendiği Anayasamızın 20. maddesine atıf yapmış, Devletin kişilerin özel ve aile hayatına keyfi olarak müdahale edemeyeceğini ve bu müdahalelerin üçüncü şahıslar tarafından yapılması halinde de bunu önlemekle yükümlü olduğunu belirtmiştir. Ancak günümüzde yargılamalar kapsamında Devletin bizzat tuttuğu Sgk kayıtları, banka hesap bilgileri ve sendika bilgilerine göre kişileri yargıladığını görüyoruz. Yüksek Mahkeme, istihbarat çalışmaları yoluyla bireylerin özel hayatlarına ilişkin bilgilerin toplanmasının ancak demokratik kurumları korumak için meşru görülebileceğini belirtmektedir. Bu kapsamda da, bahse konu programı kullandığı iddia edilen kimselerin yazışmalarının içeriğine bakılmalı, bu yazışmalarda öne sürüldüğü gibi bir terör örgütü faaliyetinin olup olmadığı tespit edilmelidir.

Mit elbette ki, devletin bütünlüğü ve egemenliği tehlikeye düştüğünde bunu önleyebilecek nitelikteki istihbari bilgileri, ilgili kurumlara ulaştırmakla yükümlüdür. Ancak böylesi bir tezin istihbari bilgiye dönüştürülmesi aşamasında geçirilmesi gereken süreçler vardır. Bu tür bilgiler salt elde edildiği haliyle ilgili kurumlara ulaştırılamaz. Bilgilerin bahsedilen amaca matuf olup olmadığı somut biçimde izah edilir ve ilgili kurumların takdirine bırakılır.

Hepimizin bildiği gibi Mit bir istihbari kurumdur ve tespit yapar. Suçu ve suçluyu bulmaz… Bu kapsamda Bylock dosyalarında elde edilen verilerin yazışma içerikleri ve bu içeriklerdeki suç teşkil eden bilgilerin tespit edilmesi istihbari bilgidir. Yoksa nasıl elde edildiği bilinmeyen server loglarının(kayıtlarının) ayrıştırılıp sadece ıp örtüştürülmesi/eşleştirilmesi yoluyla bir sonuca varılması istihbari çalışma değildir, olamaz da. Anayasa mahkemesi bu istihbari raporun dosyaya konmasını ve ülkemizdeki yargılamaların aleni olduğunu da nazara alarak, kişi hakkında her hangi bir hüküm verilmese de, bu durumu özel yaşama saygı hakkının ihlali olarak görmüştür. Peki sırf bu raporlar doğrultusunda 16 ayı aşkın süredir tutuklu bulunanlar? Bu raporlara göre sadece bylock isimli programı yüklediği gerekçesiyle yıllarca hapis cezası alanlar? Bu kişilerin hangi haklarının ihlal edildiğini ve nelere maruz kaldıklarını Yüksek Mahkemenin ve sizlerin vicdanına havale etmek gerektiğini düşünüyorum.

Tüm bu bilgiler ışığında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın hem özel yaşama saygı hakkı hem da adil yargılanma hakkının ihlali gerekçesiyle, bu davalar kapsamında yargılanan kişiler bakımından uygulanabileceğini düşünüyorum. Mit’in bu davalar kapsamında dosyalara sunduğu raporlar üzerinde ‘İstihbari Nitelikte Olan Bu Bilgiler Hukuki Bir Delil Olarak Kullanılamaz.’ ibaresinin olmaması bile bu belgelerin niteliğini değiştirmez. Sonuç itibariyle Mit, Anayasamız ve 01/11/1983 tarih ve 2937 sayılı kanun kapsamında bir istihbarat teşkilatıdır ve tespit yapmakla yükümlüdür. Mit bir kolluk kuvveti olmadığı için istihbari veri toplamak konusunda sınırlandırılmamıştır. Emniyet güçleri mahkeme kararı olmadan dinleme yapamıyor, yaptığı takdirde bu delil hukuki anlamda hükme esas alınamıyor; ancak Mit bu tip prosedürlere gerek duymadan bahsedilen işlemleri yapabilir. İşte bu yüzden Mit tarafından raporlanan bilgiler istihbari niteliktedir ve hükme esas alınamaz.

Anayasa Mahkemesi bu kararında bazı kanunlara atıf yapmıştır bu kanunlar ilgili kararın metninde yer aldığı ayrıca burada yer verilmesine gerek olmadığını düşünüyorum.

Bu kararın günümüz yargılamalarında hem sanıklar ve yakınları hem de sanık müdafileri tarafından etkili biçimde yorumlanarak savunmalarına aktarılması gerekir. Mahkemeler dikkate almıyor bu tip gerekçeleri diyenler olduğunu duyar gibiyim, sizler veya bizler bu gerekçeleri öne sürmezsek ve etkili biçimde anlatmazsak elbette dikkate almayacaklar. Eğer mahkemeler bütün olayı mukayese edip her hususu gözetip karar verecek olsaydı, sizler de takdir edersiniz ki ne avukatlara ne de savunma yapmaya gerek olmazdı. Kişiler hakkında gerekli savunmalar yapılır, mahkemeler lehe ve aleyhe olan her hususu kendisi yorumlayıp araştırır ve objektif biçimde kararlarını verirdi. Ve şu husus çok önemli, bu süreçte yargılanan kişiler bakımından gayret gösterilmeseydi şu durumda banka, sendika, sohbete gitme gibi birçok ithamdan dolayı insanlar hala tutuklu idiler. Bu kapsamda niteliği küçük bile olsa, uygulanabilirliği milyonda bir ihtimal bile olsa her hukuki yol usulüne uygun olarak değerlendirilmeli ve gözden kaçırılmamalıdır. Şu hususu unutmayın ki; ihraç işlemlerine karşı 20.000 adet başvuru AİHM’e yapılmasa idi, OHAL Komisyonu kurulur muydu acaba?

Bu yüzden hukuk bakımından adaletin tecelli etmesi, suçlu olan kimselerin adalete teslim edilmesi, suçsuzların ise bir an önce hak ettikleri şeylere kavuşması amacıyla yaptığımız hukuk mücadelemiz hep sürmeli. Hiçbir suçu tasvip etmiyor, hiçbir kişi yada grubu körü körüne savunmuyoruz. Sadece suçsuz, mazlum ve masum insanların haksızlığa uğramalarının önüne geçmeye çalışıyoruz. Yaşasın hukuka uygun ve adaleti amaçlayan etkin mücadele..! Yaşasın adaletin yer yüzüne hakim olması için mücadele edenler..! Saygılarımla…

Fatih ALKAN

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 1 Aralık 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın