Anayasa Hukukçusu Gözünden OHAL Türkiyesi

yorumsuz
2.160
Anayasa Hukukçusu Gözünden OHAL Türkiyesi

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Cumhuriyet yazarı Hilal Köse’yle 8 Şubat 2018 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu söyleşide, 16 Nisan referandumu, OHAL’in uzatılma sebepleri, 2019 seçimlerini, Kanun Hükmünde Kararnameleri ve  OHAL Komisyonuna yapılan başvurularını gündemine alarak çarpıcı açıklamalarda bulunmuş. Özellikle OHAL Komisyonu’na yapılan başvuruların” ancak 7-8 yılda biter, bu sivil ölümden de vahim!” diye belirterek,  komisyonun işlevsizliği ile ilgili önemli açıklamalarda bulunmuş. Söyleşinin önemli kısımlarını sizlerle paylaşıyoruz.

Tek kişilik kalıcı OHAL dördüncü dönem olacak

Kanun hükmünde kararnameyle 1 yıl önce görevden alınan Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, OHAL komisyonuna başvurusunda bir beklentisi olmadığını söyleyerek,

“Komisyona baktığınızda başvuruları sonuçlandırması yedi sekiz yılı bulacak. Ondan sonra mahkemeye gitme fırsatı bulacaksın. Ölen ölecek, kalan kalacak. Çoluk çocuk perişan olacak. ” dedi. OHAL’in Türkiye’de sonlanıp sonlanmayacağını dair açıklamalarda bulunan Kaboğlu, OHAL’in 2019 seçimlerini kazanmak için uzatıldığını belirterek, “OHAL’i dört döneme ayırıyorum. Ben buna OHAL’in üçüncü aşaması diyorum. Dördüncü dönemi olacak mı? 16 Nisan’da oynanan metnin yürürlüğe girmesinin adı, tek kişinin daimi OHAL’i. Şu an göstermelik de olsa sağda solda gezen bakanlar var. Tek kişilik kalıcı OHAL dördüncü dönem olacak” ifadesini kullandı.

..

2019’da ne yapacağız?

16 Nisan’da bir oylama yaptık ama Anayasa oylaması değildi. Ben ona plebisiter Anayasa referandumu diyorum. 2019’daki oylamaya seçim diyoruz ama esasen bu seçim görünümlü bir Anayasa oylaması olacak. İki kamp girecek seçime. 16 Nisan’ı savunanlar. “Hayır. 6771 sayılı kanun Türkiye için sürdürülebilir bir metin değil. Biz seçimi iktidar için değil, demokratik rejime geçiş için, Anayasa için kazanmak istiyoruz” diyenler. Muhalefet partileri de seçmene Anayasal bir seçenek sunmalı. Her parti yine kendi adayını çıkarmalı ama ikinci turda en çok oyu alanı desteklenmeli. Seçimi kazandıkları gün yani 4 Kasım’da “Demokratik bir Anayasa’ya geçmek için seçimi aldık” diye deklare etmeliler. Bir taraf tek kişi iktidarı için, bir taraf da halk iktidarı için oy verecek. Bunu inanarak söylüyorum. Muhalefet partileri ortak hedeflerle başlayıp, çerçeve metni ortaya çıkarabilirlerse, seyahatlerimde gördüğüm kadarıyla böyle bir beklenti çok yüksek.Yargı bağımsızlığı, erkler ayrılığı gibi temel ilkelerde asgari müşterek tavır. Böyle şeyler bekliyor insanlar, bir umut ışığı. Lider kim olacak dediğinizde daha baştan kaybediyorsunuz.

İzlenimlerimizden söz eder misiniz biraz?

Hangi siyasal aidiyette, etnik kökende olurlarsa olsunlar, insanlar 2019’daki ortak tehlikeyi görmeye başlıyorlar. Sorulan sorulardan bunu çıkarıyorum. Ama kaygı da halen var. Nedir o kaygı? Sandığa giren oy ile çıkacak oy aynı olacak mı kaygısı. Bu soruyu Batman’da da, Samsun’da da sordular. OHAL devam edecek mi? Kaybetse de iktidarı verecek mi? Bu tür söylemler bizi tembelliğe, umutsuzluğa, boş vermişliğe yönlendiriyor diyorum. Onlar iktidarı bırakmamak için canhıraş çalışıyorlar, hileyi de hurdayı da kullanarak ve her türlü yolu mübah sayarak. Biz ise azınlık statümüzü kaybetmemek için rehavetimizi bozmuş değiliz. Konuşmalarımda üç liderin dürüst tavırlarını da öne çıkarıyorum.

..

OHAL ne zaman kaldırılır sizce?

OHAL’i dört döneme ayırıyorum. OHAL, 2015 yılında sokağa çıkma yasaklarıyla başladı. İç Güvenlik Yasası ile bütün Türkiye’de fiilen ilan edildi. Bana göre 16 Nisan’da OHAL nedeni ortadan kalktı. Bütün amaç Anayasa’yı değiştirmekti. Darbecilere karşı bir buçuk yılda mücadele verilmediyse zaten bu saatten sonra inandırıcılığı yok. Kaldı ki OHAL’de Anayasa değişikliği yapılamaz. Hele hele rejimi ve sistemi değiştiriyorsanız hiç mümkün değil. Tanık olduklarımıza baktığımız zaman Marmara Üniversitesi’nde barış akademisyenlerine karşı kurulan komisyonda soruşturma yürüten ve tamamen hukuka aykırı biçimde YÖK’e rapor sunanlardan biri AİHM yargıçlığına önerilmiş hükümet tarafından. Düşünün, hukuka aykırı bir katliam işlemine imza atan kişi Türkiye’yi temsil edecek Avrupa’da. OHAL, FETÖ’cüleri ortaya çıkarmaktan çok hükümet içinde, devlette yer alan, makam sahibi, hükümet yanlısı FETÖ’cüleri korumak için kullanılıyor diye düşünüyorum. FETÖ’cü olması muhtemel çok kişi var bildiğim ama şu anda kraldan çok kralcılık yapıyorlar.

..

İktidarın söylemlerindeki temel çelişkilerden söz ediyordunuz…

Hiçbir ülke kendi tarihine yabancılaşamaz. Birikimine sırt çeviremez. Anayasa bir halkın özgeçmişidir. Yerli ve milli diyorsanız, ben buna ulusal derim, Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve çok partili dönem ekseninde kazanımları OHAL ortamında bir çırpıda ortadan kaldıramazsınız. Kaldırırsanız yerli ve milli olamazsınız. Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku’nda Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye bir kavram yok. Olsa bile bu metinde hükümet yok. Cumhurbaşkanlığı da kaldırılmış. Ve sistem de yok. O zaman ‘gerçekleri çarpıtıyorsun’ diyorum. Hukuk yok’ diyorum. Demokrasiyi işletebilirsek hukuka döneriz. Türkiyeli demokratların, hukuk devleti savunucularının işi gerçekten çok çok zor. Bizim en büyük gücümüz hukuku savunmamızdır. Ama karşımızda öyle bir kitle var ki; hukuku ve demokrasiyi tanımadığı gibi ahlaki ilkelerin en temellerine bile yabancı. Bunları iyi tanımak, iyi izlemek gerekiyor. Dayanışma halkalarını artırmak gerekiyor. Yeni sayfalar açmalıyız, işimiz çok zor.

İhraça karşı OHAL komisyonuna başvurunuz ne aşamada?

İhraç kelimesini duyduğum an ‘KHK ek listesinde adı olan kişi’ diye düzeltin diyorum. Mahkemede de tutanağa öyle geçirdim. Çünkü KHK hukuken yok hükmünde. Yapılış tarzı olarak sakat. Gerekçesiz, gece yarısı yapılmış. Acaba altında imzası olan bakanların kaçı bu metni okuyarak imzaladı? Kaçı ‘Ben cemaatçı değilim’ diyebiliyor. Bozdağ, ‘Ben Bekir Bozdağ’ım. Benim arkamda cemaat yok’ diyebiliyor mu? Ben İbrahim Kaboğlu’yum. Hukuk dışında hiçbir şeye inanmıyorum. Hukukun etkinliğine inanmayanın inancından da kuşku duyuyorum. Dürüst Başbakan gazetecilere 22 Şubat’ta ‘Bizim sizin sayenizde haberimiz oluyor. Hocalarımız gurur meselesi yapmasınlar komisyona başvursunlar’ diyor. Adım da geçiyor. Komisyon birkaç hafta içinde faaliyete geçecekti. Ne oldu?

Neden ‘ihraç’ ya da ‘görevden alındı’ dedirtmiyorsunuz?

Sonuçları hem zaman hem de mekan olarak dünya çapında kuşaklar boyu travma yaratabilecek bir olay. (Önceki gün bir gazeteden kestiği haberi gösteriyor) Başlığa bakın: “18. ayda FETÖ bilançosu. Kamudan net ihraç 107 bin 174 kişi”. Ben de burda FETÖ blançosu içerisindeyim. Hitler de öğretim üyelerini çalıştırmadı ama Türkiye’ye gelebildiler, benim hocalarımın hocasıydı onlar. Bizim de gencecik, pırıl pırıl, dünyanın bir başka ülkesinde insanlığın gelişmesine katkıda bulunabilecek gençlerimiz var. Ama yurtdışına çıkamıyorlar. Bu sadece hukuk kıyımı, düşünce katliamı değil, bilim katliamıdır. Geniş anlamda düşünürsek insanlık suçudur. ‘Kaboğlu emekliliğine bir kaç ay kala görevinden alındı’ diyebileceğimiz kadar basit değil..

Başvuru üzerine sekiz ay geçti. Bir yıldır bekliyoruz. O arada Cumhurbaşkanı aç kalmamamız için ağaç kabuğu öngördü. (Gülüyor) Ben birkaç yerde söyledim. ‘Hayır ağaç kabuğu yemiyorum, iki nedenle. Bir senin katlettiğin ağacın kabuğunu yemem. İki, ben ağaç kesmem.’ Ama daha önemlisi hiçbir şeyi yemeyip ölmeyi tercih ederim böyle bir işleme maruz kalmaktansa. Benim için önemli olan adımın o listede olması. Yememekten çok daha vahimdir. Kenan Evren demişti ya ‘Asmayalım da besleyelim mi?’ Daha dürüsttü. Komisyona baktığınızda başvuruları sonuçlandırması yedi sekiz yılı bulacak. Ondan sonra mahkemeye gitme fırsatı bulacaksın. Ölen ölecek, kalan kalacak. Çoluk çocuk perişan olacak. Sivil ölümden de vahim bir durum. Düşman hukukunun da kuralları var. Ona da benzemiyor. OHAL komisyonu AKP ve külliye hükümetinin bir tür gaz odasına dönüşmüş durumda. Seni oraya kapatıyor.

..

 

AİHM’in bu krize müdahalesi nasıl sonuç doğuracak?

Belki de siyasilerin istediği Avrupa ile köprüleri atmaktır. AİHM’e başvuru kişisel açıdan lehe bir durum ama bu açıdan da bakmak gerekiyor. Hukukun olmadığı yerde zaten Anayasa da yok demektir. Tek umudumuz demokrasidir, seçimdir. Benim gözümde şu anda bilinçli bir demokrasi mücadalesi dışında bir çözüm yok. Uzmanlık bilgisi, sivil toplum örgütlerinin haraketliliği ve dayanışması, siyasi partiler. Bu üçü arasındaki bağlar sürdürülmeli. Biz çok haklıyız. Hukuken haklıyız, demokratik olarak haklıyız. Bunu 2019 sandığına ne pahasına olursa olsun bütün kararlılığımızla taşımaktan başka yolumuz yok bizim.

..

Son olarak barış demek hiç bu kadar baskı görmüş müydü?

Anayasa’nın değişmez dediğimiz maddesinin ifade edilmesi bile suç oluyor. 2003 yılında tezkere Meclis’ten geçmemişti. Geçmesini isteyenler, ‘10- 15 yıl sonra Mehmetçiği bölgeye sevk etmemek için topraklarımızı açalım’ diyordu. Şimdi Mehmetçik orada. Şimdi bize eleştirmeyin diyorlar. Demek ki eleştirmek lazım. Eleştiriden korkmamak lazım. Esas tehlike Anayasa’nın bir maddesini, tırnak içerisinde bile sosyal medyada paylaşımın tehlikeli olduğu hissini insanlara vermektir. Bu durum, “Toplumu korkuttum dize getirdim” diye bir rahatlık verebilir yöneticilere, bence esas korkan onlardır. Koltuk korkusudur. Toplumu, ülkeyi kuran kişinin ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ sözünü paylaşmaktan korkmaya kadar vardırmışsa bu yönetimin gücü sadece fiili bir güçtür. Hukukla ilgisi yoktur. Tarihte çok gördük. En güçlü yönetimler hukuki yönetimlerdir. Fiili yönetimler çok güçlü görünebilir fakat her zaman geçici olmuştur. Şu anda güç fiilidir, hukuki değildir. Bu bize umut vermeli. Türkiye demokratlarına hiçbir biçimde ayrım yapmadan, her vesileyle yurttaşlık diyorum. Eşitlik, laiklik diyorum. Bu bizi birleştiricidir. Şimdi unutalım diğerlerini, yurttaşlık kavramıyla, birleştirici, evrensel kavramlarla ilerleyelim biz kazanacağız diyorum. Ben umutluyum. Umutlu olalım.

Haberin devamı için tıklayınız

Kaynak: T24

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , , ,
Eklenme Tarihi: 11 Şubat 2018

Konu hakkında yorumunuzu yazın