696 Sayılı KHK Ve Etkileri

yorumsuz
2.390
696 Sayılı KHK Ve Etkileri

Sevgili okurlar,

Malumunuz pazar günü sabah saatlerinde 695 ve 696 sayılı olmak üzere iki adet KHK yayınlandı, ancak bu khklarda genel itibariyle dağınık düzenlemeler yapıldığını ve kararnamenin torba hükmünde olduğunu görüyoruz. KHK’da en sizler için önem arz eden belki de en önemli madde 103 üncü madde, ki bu maddede tutuklu ve hükümlülerin cezaevi dışında giyecekleri kıyafetler tasvir ediliyor.

MADDE 103- 5275 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 1- (1) 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunanlar, duruşmaya sevk nedeniyle ceza infaz kurumu dışına çıkarılmaları durumunda, ceza infaz kurumu idaresince verilen giysileri giymek zorundadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309 ila 312 nci maddelerinde düzenlenen suçlardan tutuklu ve hükümlü olanlar badem kurusu; bu maddede belirtilen diğer suçlardan tutuklu ve hükümlü olanlar ise gri renginde göğüs ve pantolon bölümü bitişik (tulum) giysiler giyer. Ancak kadın tutuklu ve hükümlülerin giysileri bitişik şekilde (tulum) olmayabilir. Bu madde hükümleri çocuklar ile hamile kadınlar hakkında uygulanmaz. Kadın tutuklu ve hükümlülerin giysileri ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.

(2) Bu maddede öngörülen yönetmelik bir ay içinde yürürlüğe konulur. Bu madde hükümleri söz konusu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanır.”

Bu konuda bahse konu badem kurusu renkli kıyafetleri darbe teşebbüsünde bulunan tutuklu ve hükümlülerin giyeceği, gri renkli olan kıyafetleri ise terör örgütü üyeliği ve yöneticiliğinden tutuklu ve hükümlü bulunanların giyeceğinin düzenlendiğini görüyoruz. Bu durum hem uluslararası camiada hem de Türk vicdani yargısında rahatsızlık uyandıracaktır. Bu konuda uluslararası arenada zor durumda kalınacağı tespitinin Adalet Bakanınca yapıldığı ve Cumhurbaşkanına iletildiğini çeşitli medya haberlerinde görmüştük önce, bu durumun akabinde de bu kıyafet meselesinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın koordinesine verildiğini yazdı bazı yazarlar. Bu durum gerçekse hem yetki gaspı hem de mercii tecavüzü var demektir ancak bu kadar çapraşıklığın olduğu bir zamanda bu konumuz değil ne yazık ki.

MADDE 121- 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 37 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(2) Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.”

8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER İLE BAZI KURUM VE KURULUŞLARA DAİR DÜZENLEME YAPILMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN DEĞİŞTİRİLEREK KABUL EDİLMESİNE DAİR KANUN 

MADDE 37- (1) 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.

Diğer husus ise 15 Temmuzda görevli ve yetkili olmasalar bile darbeye karşı mücadele eden kimselerin cezai anlamda sorumlu olmamalarıdır. Bu konu hakkında çeşitli hukukçuların muhtelif görüşleri dünden beri hem sosyal medya platformlarında hem de medyada yer almakta. Ancak benim tavsiyem ise önceki durumunuzdan çok daha dikkatli davranmanızdır. Geçmişe yönelik bir düzenleme gibi görülse de şu anki toplumsal travmayı da göz önünde bulundurarak lütfen daha dikkatli olun. Bu konudaki düzenleme sadece size yönelik bir düzenleme değil bunu da bilin lütfen. Yani 2013 yılındaki gezi olayları yeniden başlarsa, buna karşı gelecek kimseler de sokaklarda yer aldığını iddia ederse bu durum klasik bir iç savaşa hazırlık eylemi halini alır. Bu konuda sizlerin gösterdiği tepki kadar muhalif Türk insanlarının da tepki göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak dünden beri özellikle bu maddeye atıf yaparak hiçbir siyasinin bu konuya bu açıdan baktıklarına rastlamadım. Kaçırmış da olabilirim elbette.

  • Yine KHK’lar ile iade yapılabiliyorsa komisyon neden çalışıyor?
  • KHK’lardaki iade kriterleri neler?
  • Bu listeler nerde oluşturuluyor?

Bunların hepsi kafa kurcalayan sorular elbette. Ancak cevabını da az çok hepimiz biliyoruz. Komisyon kararlarının kişilere teker teker tebliğ edilmesi ve iade edilen kimselerinin isminin yine resmi gazetede yer almaması ayrı bir muamma. Çünkü ihraç edilirken ayan beyan ihraç yapılıp iadelerin gizli saklı yapılıyor havasında olması hakları ihlal edilen sizleri elbette ki tatmin etmeyecektir. Bu konudaki uygulamanın AİHM’e taşınması hususunda ise böylesi bir yöntemin bir sonuç vermeyeceği kanaatindeyim. Artık sürecin de nispeten normalleşmesiyle kamuoyu faaliyetlerine hız verilerek hem toplumun hem de kısmen de olsa muhalif siyasi çevrenin dikkatinin çekilmesi mümkün.

Genel olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinde hiçbir şekilde uygulaması olmayan ve uluslararası alanda uygulandığı yerler bakımından da hep tepki gösterilmiş tek tip kıyafet uygulamasına kesinlikle ve kesinlikle son verilmelidir. Bu durum hem mevcut siyasi iktidarı hem de artık ülkemizde insanları terörist olarak yargılamanın kolay olduğu bir zamanda olmamız sebebiyle muhalif kimseleri zor duruma sokar. Şunu hiç unutmayalım ki ülkemizde hukuk olmazsa her değişen güç odağı öncekini terörist ilan eder ve bu kıyafetleri dönüşümlü olarak giymeyecek olan kimse kalmaz.

Türkiye Cumhuriyetinin varisi olduğu diğer Türk devletlerinde de en önemli husus devletin, milletinin huzur ve sükunu sağlamasıdır. Ancak terör olayına karşı halkın bunu engellemesine cevaz veren bir uygulama yapılması toplumsal olarak kutuplaşan halkımızı birbirine bile kırdırabilir. Bu durum da aynı Türk Siyasi Tarihinde yer alan 1980 darbesinin öncesindeki gibi bir zemin hazırlar. Ben şahsım adına bu ülkede bir daha millete darbe yapılmasını istemiyorum, demokrasi istiyorum. Bu demokrasiyi de sağlayacak olan devletin meşru gücü olan kolluk kuvvetleridir. Yani halk içerisinde birilerine böylesi bir cezasızlık prensibi içeren güvencenin sağlanması toplumsal anlamda gücü yetenin yetene müdahale etmesini sağlar. O yüzden bu düzenlemenin yeniden gözden geçirilmesinin elzem olduğunu düşünüyorum.

Kararname kapsamında diğer hukuki düzenlemelerin ise teorik ve teknik anlamda yaptığı değişiklikler de var, ancak bu durum sizler bakımında birincil derecede elzem olmadığı için detaylı inceleme yapılmasına yer olmadığını düşündüm. Bu yüzden onlara detaylı biçimde yer vermedim.

Bu KHK’lar hep OHAL’den sonra kanunlaşacak olan hükümlerdir bunu unutmayalım. OHAL döneminde denetim dışı olsalar da, elbet bir gün hukuki zeminde denetleneceklerdir. Ülkemizin her döneminde insanlarımız arasında huzurun, barışın, kardeşliğin, sevginin yelken açtığı zamanların bir an önce olmasını temenni ediyorum. Farklılıklarımızla zenginleştiğimiz bir yönetim anlayışı ile buluşmayı ümit ediyorum. Kimlik, din, dil ve ırk gözetmeden insanları kucaklayacak olan aydın kimseler, siyasi liderler ve sevgi dolu insanlar olsun memleketimizin her bir ferdi. Allahın merhametinden bir damla olan şefkatin ve anlayışın her insanda fazlaca bulunması gerektiğini belirtmekte fayda var. İnşallah hep istediğimiz muasır medeniyetler seviyesinde olduğu iddia edilen batı devletlerindeki kişilerin birbirlerine saygısını en üst düzeyde muhafaza ettiği gibi hoşgörülü günler günler çok uzakta değildir. Saygılarımla…

Fatih ALKAN

Sosyal Medyada PaylaşFacebookTwitterGoogle+

Etiketler: , , , ,
Eklenme Tarihi: 26 Aralık 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın